FIKRALAR

 

ÜÇÜ DE
Avukat, müvekkiline telgraf çekti: "Basınız sağolsun. Karınızın gömülmesini mi, mumyalanmasını mi, yoksa yakılmasını mi sağlayalım?"
Ertesi gün cevap geldi: Emin olmak için üçü de yapılsın."
 

İKİ VAKALIK MANTAR SEHİRLENMESİ SERİSİ

Heey dostum iyi haberlerini aldim, evlenmissin!! evet bu 4. oldu onceki ücüne ne oldu peki? ücü de öldü.. yapma ya.. cok uzuldum.. nasil oldu peki?
ilk karim yedigi mantarlardan zehirlenerek öldü bu korkunc bisey.. peki ya ikincisi?o da mantar zehirlenmesinden öldü. tanrim ne kaderin varmis senin... ya
ücüncüsü? yoksa o da mi... hayir hayir.. o boynu kirilarak öldü anliyorum.. kazaydi yani.. hayir... mantarlari yemedi....
 

DEĞİŞTİRMEK ÜZERE
Yamyam baba-ogul balta girmemis ormanda dolasirken nehirde yikanan genç ve çok güzel bir kadin görürler. ogul sorar: ne dersin baba, yiyelim mi onu? baba bir an düsündükten sonra: -hayir, bunu eve götürür, onun yerine anneni yeriz!

ARKAYA GEÇ
Bir adam sabah yururken ilginc bir cenaze kafilesi farkeder; onde giden kopekli bir adam, arkasinda bir tabut ve 10 metre arkadan gelen bir baska tabut ve tek sira olmus yaklasik 200 adam. tuhafina gider. kafilenin basindaki adam kuskusuz cenazenin sahibidir, yanina yaklasir ve sorar;  "beyefendi, bu uzuntulu gununuzde hatirlatmak istemem ama olenler neyiniz oluyor?" adam yanitlar "ondeki karim arkadakide kayinvalidem."  "vah vah basiniz sagolsun. nasil oldu?"  "kopegim karima saldirip oldurmus. kayinvalidemde karima yardima  gelmis onu da oldurmus." adam biraz dusundukten sonra sorar; "beyefendi kopeginizi odunc alabilir miyim?"
"siraya gec" !!


SADRAZAM HAMAMDA
 Günlerden bir gün
 Hamama gideceği tuttu
Sadrazam hazretlerinin
Bir yanında birinci veziri
Bir yanında ikinci veziri
Bir yanında üçüncü veziri
Sonra efendime söyleyeyim
Peşkircibaşısı
Nalıncıbaşısı
Sabuncubaşısı
Velhasıl tam dört yüz kişilik kafile
Peştemal takıp girdiler hamama
Geçtiler kurnaların başına
Üçer beşer
Sadrazam derseniz
Kuruldu göbek taşına
Yan gelip yattı
Memleketin en ünlü tellakları
Sardılar dört bir yanını
Kimi elini kaptı kimi bacağını
Bir keseleme, sürtme faslıdır başladı
Tamam on iki saat
On iki ünlü tellak
İncitmeden keselediler
Hazretin mübarek vücudunu
Öylesine kir çıktı ki sormayın
Her biri nah parmağım gibi
Aman efendim bu ne kiri
Demeye kalmadı
Keselerin altında
Eriyip gitti
Koskoca sadrazam
Bütün maiyet erkanı yerinden fırladı
Nittünüz Devletliyi
Dediler tellaklara
Tellaklar cevap verdi:
Biz yıkadık keseledik
Devletlinin kirden ibaret olduğunu bilemedik
Suç bizde değil
Neyleyelim
Kir bitti
Sadrazam elden gitti
Ümit Yaşar Oğuzcan

 

LUNAPARK
Fadime ile Temel lunaparka giderler fadime dönen salincaklara binmek ister ama Temel 'olmaz fadime, donun gozukur' diyerek karsi cikar
salincaga cok binmeyi isteyen Fadime temel arkasını dönüp başka bir seyle ilgilendigi anda Temelden gizli salincaga biner arkasını donen
Temel Fadimeyi salincaga binmis olarak görünce bağırır : 'Fadime niye pindun donun kozukcek 'der, Fadime cevap verir 'merak etme ...cikarttim.

 


FINDIK
Temel nisanlisi Fadime ile findik tarlalarini geziyormus. 'Bak Fadime' demiş, 'butun bu tarlalar benim. ama bir tanecik findik koparırsan, seni oraya yatiririm ona gore.'
Bunu duyan Fadime' nin gözleri parlamış, hemen koşup bir tane findik kopartmış. Temel sozunun eri ya, Fadimeyi findik agacinin altina yatirmis..Bu cezadan memnun kalan Fadime, ustunu basini toparlayip, ayaga kalkar kalkmaz bir findik daha kopartmis. Temel bir kez daha .... Bir findik daha.....Temel 5. findiktan sonra perişan ayaga kalkmis, bitkin bir halde Fadimeye dönüp; 'bak Fadime ' demiş eliyle tarlaları gostererek, 'burdan sonrasi Fiskobirliğin'


TEMELİN TAVUKLARI
Temel tavukçuluk yapmaya karar vermiş ve şehirden 1000 tane tavuk almış köyüne gelmiş ve bunları bacaklarınden toprağa gömmüş ve  sulamış ancak 2 gün sonra bir bakmış tavukların hepsi ölmüş . Bu duruma çok kızan ve ne yapacağını bilemeyen Temel hemen Trabzon'daki ziraat odasına durumu anlatan bir yazı yazmış yazıda tavukları toprağa ayaklarından gömdüğünü ancak tavuklarının öldüğünü yazmış .  2 gün sonra Trabzondan yanıt gelmiş :  Yazdığınız mektup elimize ulaştı . Durumu anladık ancak daha iyi bir araştırma için lütfen topraktan örnek yollayınız ...


TEMELİN ÇORAPLARI

 Temelin ayağında bir teki siyah bir teki beyaz çorabı gören arkadaşı soruyor;  - Gözlerime inanamıyorum bu nasıl çorap ?? Temel: - İnanmayacaksın ama evde bunlardan bir ççift daha var!...


GENERAL ELECTRIC

 Temel askere gitmiş , uygun adım yürümeyi , selam çakmayı  öğrenip cezadan kurtulmak icin çok çalışmış , sonunda da başarmış .  Herkes memnun olmuş , ama dikkatlerini çekmiş, Temel ikide bir yemekhanedeki buzdolabının önünden geçerken selam çakıyormuş . Bir gün dayanamayıp sormuşlar :  " Ula Temel , öğrendin bu işi artık . Ne diye talime devam edip duruyorsun ?" Temel bakmış , bakmış , sonrada "ne talimi haçan , General Electric yazıyo . Ola içindedur , neme lazım ceza yemekten
iyidir " demiş ...

YAVAŞLA

Temel otobanda gazı köklemiş , gidiyor... Bakmış bir tabela :  "YAVAŞLA 80 km." Hızını o an 80 e indirmiş Temel ... Az sonra bir tabela daha:"YAVAŞLA 60 km."Temel 60 a inmiş ... Merakla giderken yeniden bir tabela "YAVAŞLA 40 km." " Yolda çalışma var galiba "  deyip 40 a düşürmüş hızını Epeyce sonra yine bir tabela : "YAVAŞLA
15 km."Talimata uyarak 15 km.ye düşmüş Temel...Yolun en sağından tıngır mıngır gidiyor ... Ama meraktan da çatlayacak . Uflaya
puflaya bir saat daha gittikten sonra yeni bir tabela görmüş : " YAVAŞLA'YA HOŞGELDİNİZ , NÜFUS 2500 "



TEMEL POİSKEN
 Temel trafik polisi , kuralları ihlal eden bir milletvekilinin otomobilini durdurmuş , ceza yazacak . Milletvekilinden o meşhur  laf : " Sen benim kim olduğumu biliyormusun ? " Temel telsizine sarılmış :"Amirim , birisini çevirdim . Adam kim olduğunu bilmiyor , bana soruyor !..".


ASTRONOT TEMEL

  Temel Marsa gidecek ilk astronottur . 10 milyar dolarlık muhteşem bir uzay gemisi ile giden Temel'den dönüşe dek haber  alınamayacaktır . Temel 10 yıl sonra geri döndüğünde flaşlar patlar , herkes merakla etrafını sarar : " Marsta hayat var mı ???" Temel omuzlarini silker : " Yok ..." Bilim adamları , basın ve tüm  dünya hayal kırıklığı içindedir . Temel'i uçağa bindirip Trabzona uğurlarlar . Aksam evinde ailesi ile TV 'den kendi dönüşünü seyreden Temel'in oğlu sorar : " Buba yahu hakikaten Mars 'ta hayat yok muydu ?" Temel yine omuzlarını silker : " Haçan saat 11 dedin miydu bütün tükkanlar kapaniyi ! Sen puna hayat mi diysin ? "

ADINI UNUTTUM DA

Genç adam yasli kari-kocanin evlerine misafir olur. 75 yasindaki amca karisindan bir fincan daha çay isterken "Çiçegim, bir bardak daha verir misin?" der.Sonra da "petegim, hiç sekersiz lütfen" diye ekler Kendisine 65 yasindaki tatli karisinin getirdigi tavsan kani çayi alirken de "bebegim, sana çok zahmet oldu" diye ekler.Genç
adam, yasli amcanin karisina kullanidigi sevgi sözcüklerinden çok etkilenir "Amcacigim, kaç yillik evlisiniz?" diye sorar.Yasli ama dinç adam,"40 seneyi geçti evladim der.
Genç adam: "Vallahi masallah, Allah muhabbetinizi arttirsiniz. Sürekli çiçegim, petegim, bebegim gibi güzel sözlerle hitap ediyorsunuz galiba" Yanaklari pembelesmis teyze "Dogru, bir kaç yildir hep bana böyle hitap ediyor" deyip mutfaga dogru yöneldiginde yasli amca genç adamin kullagina dogru egilerek: "Siisst, çaktirma, 2 sene önce adini unuttum, hala hatirlayamiyorum".
 

TURKISH HELL
Dört samimi arkadas ayni arabada yolculuk ederken trafik kazasinda ölürler.  Azrail "Türk cehennemine mi avrupa cehennemine mi gitmek istersiniz?" diye sorar.
"Fark nedir?" diye sorarlar.  Azrail "Avrupa cehenneminde hergün bir kepçe, Türk cehenneminde hergün bir kova bok yersiniz" der.  Üç tanesi "biz Türk dogduk,Türk ölürüz" der. Bir tanesi ise uyaniktir, Avrupa cehennemini seçer.  Ve aradan epey zaman seçer avrupa cehennemindeki adam artik kepçe kepçe yemekten bikmistir,
arkadaslarinin durumunu merak eder, hallerini görmek için ziyarete gider.  Oysa onlar şen sakrak gülerek karsilarlar onu.  Dayanamaz sorar: "Ben bir kepçesini azmedemezken siz hergün bir kova bok yiyip nasil bu kadar neseli olursunuz?" "Oglum oglum" derler "burasi Türk cehennemi, birgün bok olur kova olmaz, birgün kova olur bok olmaz, bir gün görevli işe gelmez, 3 aydir bir bok yedigimiz yok!"

OKYANUS VE SU BİRİKİNTİSİ

Bir adamcagiz kötü yoldan para kazanip bununla kendisine bir inek alir. Neden sonra, yaptiklarindan pisman olur ve hiç olmazsa iyi birsey yapmis olmak için
bunu Haci Bektas Veli'nin dergahina kurban olarak bagislamak ister. O zamanlar dergahlar ayni zamanda asevi islevi görüyordu.  Durumu Haci Bektas Veli'ye anlatir ve Haci Bektas Veli helal degildir diye bu kurbani geri çevirir.  Bunun üzerine adam mevlevi dergahina gider ve ayni durumu Mevlana'ya anlatir Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam ayni seyi Haci bektas Veli'ye de anlattigini ama onun bunu kabul etmemis oldugunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar. 
Mevlana söyle der:- Biz bir karga isek Haci Bektas Veli bir sahin gibidir. Oyle her lese konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.
Adam üsenmez kalkar Haci Bektas dergahi'na gider ve Haci Bektas Veli'ye, Mevlana'nin kurbani kabul ettigini söyleyip bunun sebebini bir de Haci Bektas Veli'ye sorar.
Haci Bektas da söyle der: - Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise MMevlana'nin gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayi o senin hediyeni kabul etmistir .
 

10 KURUŞ İÇİN...

Iki tavuk markette alisveris yapiyorlarmis. Bir yumurta standinin önüne gelmisler. Etikette yumurta 30 kuruş yaziyormus. Tavuklardan biri digerine;
- Bak bu yumurtalari ben yumurtladim... ddemis böbürlenerek. Dolasmaya devam ederken baska bir yumurta standina gelmisler. Kocaman, çift sarili köy yumurtalari ve fiyat 40 kuruş. Bu sefer diger tavuk atilmis; - Bak bu yumurtalari da ben yumurtladim....Digeri gülümseyerek cevap vermis;- Ben de bunlardan yumurtlayacaktim ama kocam 10 kuruş için kiçini yirtmaya degmez, dedi...
 

BABA YÜREĞİ

KUCUK TEMEL ANNESINE SORAR : "ANNE BEN NASIL MEYDANA GELDIM?" ANNENIN CEVABI : "YAVRUM BABAN AKSAM EVE GELIRKEN BIR TANE KESME SEKER GETIRDI,ONU YASTIGIN ALTINA KOYDU, SABAH BIRDE BAKTIK SEN OLMUSSUN." BU FIKIR KUCUK TEMEL'IN COK HOSUNA GIDER, HEMEN MUTFAKTAN 1 KESME SEKER ALIR VE YATARKEN YASTIGIN ALTINA KOYAR. SABAH OLDUGUNDA BIR  BAKAR SEKERIN ETRAFINDA 7-8 ADET KARINCA... BAKAR, BAKAR VE "ULAN HEPINIZI EZERDIM AMA YAPAMIYORUM, BABA YUREGI ISTE"...
 

HEY KÜÇÜK GÖĞÜSLÜ

ADAM BARA GIRER BARMEN KIZA:''HEY KOCA KIÇLI BANA BIR BIRA'' DIYE SESLENIR. KISA BIR TARTISMADAN SONRA ADAM BARDAN
ATILIR.... IKI GUN SONRA AYNI ADAM AYNI BARA GELIR AYNI BARMEN KIZA: ''HEY KUCUK MEMELI BANA BIR BIRA'' DIYE SESLENIR. GENE TARTISMA VE BODYGUARTLAR YINE ADAMI BARDAN ATARLAR... UC GUN SONRA ADAM YINE GELIR. ZORLA VE KIBAR OLACAGINA SOZ VEREREK BARA
GIRER. BUTUN GOZLER UZERINDEYKEN AYNI BARMEN KIZA YONELEREK: ''BIR BIRA RICA EDIYORUM'' DER. IKINCI,UCUNCU,DORDUNCU.... ADAM GAYET KIBAR...SONUNDA BARMEN KIZ CESARET ALIP ADAMA YAKLASIR VE YAVASCA: ''GERCEKTEN GOGUSLERIMI KUCUK MU BULDUNUZ"
DIYE SORAR. ADAM SAKIN: ''EVET AMA, SANIRIM BASIT BIR COZUMU VAR'' KIZ HEYECANLA: ''NASIL'' DIYE SORAR... ADAM: "HER GUN BIR PARCA TUVALET KAGIDI ALIP GUNDE BIR VEYA IKI KEZ MEMELERININ ARASINA SURECEKSIN'' DIYE YANITLAYINCA KIZ UMUTLA: "GERCEKTEN ISE YARAR VE GOGUSLERIM BUYURMU KI '' DIYE SORAR. ADAM KENDINDEN EMIN BIR IFADEYLE: ''KESINLIKLE, BAK AYNI YONTEM KIÇIN DA NASIL ISE YARAMIS''

 

ALLAH'A EMANET

Fikra bu ya, Tanri tavlaya oturmusken, bir melek gelir ve dunyada  durumun cok gergin oldugunu ve bir savas cikmak uzere oldugunu soyler, ancak, tavla partisi cok heyecanli gitmektedir, Tanri bir bakar, * Turkiye'ye bir sey oldu mu? diye sorar Melek; * Hayir henuz Turkiye'ye bir sey olmadi Tavla partisi devam eder. Biraz sonra melek tekrar gelir, * Tanrim durum giderek gerginlesiyor, lutfen mudahale edin! der. Tanri bir bakar, * Turkiye'ye bir sey oldu mu? diye sorar * Henuz degil ama savas cikti cikacak diye yanitlar. Tavla partisi devam eder. Biraz sonra melek tekrar gelir, * Tanrim savas cikti,Rusya Amerika birbirine girdi,fuzeler ucusuyor der  Tanri; * Tamam hemen geliyorum, bir dakika, Turkiye savasa girdi mi? der. Melek; * Henuz girmedi ama girdi girecek diye yanitlar. Melek tekrar gelir, * Tanrim lutfen gelin, milyarlarca insan oluyor, hem zaten Turkiye de  savasa girdi diye yakinir Tanri bitmek uzere olan oyuna aldirmaz, tavlayi  kapatir ve ayaklanir. Melek sorar:* kusura bakmayin ama, onca ulke savasa girdi aldirmadiniz da, neden Turkiye icin ayaklandiniz? Tanri basini iki yana sallayarak yanit verir; * Sorma digerleri neyse ama bu Turkler herseylerini bana emanet etmisler de  ondan der..

 

SAYGILAR

Adamın biri kavga ettiği birine eşşek demekten
mahkemelik olmuş sonuçta küçük bir ceza almış tam duruşmanın sonunda hakime
dönmüş -Efendim gördük ki bir beyefendiye eşşek demek suç imiş pekala bir
Eşşeğe beyefendi demek suç mudur? hakim cevap vermiş - Hayır değildir.
Davalı , davacıya dönmüş - Saygılar beyefendi Saygılar!

TİLKİ

Temel uzun bir sefere çıkmak üzere evden ayrılmıştır. Bunu fırsat bilen Idris hemen Fadime'nin yanina damlar ve işe koyulurlar.Tam iş üstündeyken seferi iptal edilen Temel eve gelir.Fadime de hemen Idris'i dolaba saklar. Temel durumu karısına izah eder ve
üstündeki kıyafetleri çıkartır ve asmak için dolabın kapısını açtığında orada çırılçıplak vaziyette Idrisi görür ve karısına "bu nedir hatun?" diye sorar.Fadime de "Bu Japon icadı bir robot .  Ev islerinde bana yardımcı oluyor" der ve Temel'e yemek hazırlamak için mutfağa gider. Temel başar İdris'in orasını burasını incelemeye ve çok gerçekçi bulur.Anlayacağınız biraz da tahrik olur ve japon icadını becermeye çalışır.Idris doğal olarak kendini kasar, Temel zorlar, Idris kasar...Yani Temel işi becerememiştir. Ama kararlı bir şekilde gider ve matkabı alır.Amaci deliği genişletmektir.Matkabi çalıştırır ve tam işe başlayacakken matkabı gören Idris'ten ses gelir: "TIKKAT TIKKAT, ARUZA GIDERILMISTUR, LÜTFEN TEKRAR DENEYINIZ...ARUZA GIDERILMISTUR, LÜTFEN TEKRAR DENEYİNİZ"
 

BOŞANMA

Karı koca 100 km hızla arabada gidiyorlarmış. Arabayı adam kullanıyormuş ve karısı birden "Hayatım..." demiş, "seninle 15 yıl boyunca güzel bir beraberlik yaşadık... ama artık ben boşanmak istiyorum."  Adam birşey söylememiş. Bu arada hızı 105'e çıkarmış, derken karisi "Neden?
diye soracağını biliyorum..." demiş. "Bunu nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum ama arkadaşın Joe ile birkaç aydır beraber oluyoruz ve üzgünüm ama yatakta o senden daha iyi..."  Adam yine hiçbir şey söylememeye devam ederek hızı 110'a çıkarmış.Kadin devam etmiş.  "Evi ben istiyorum..." Artık 120 ile gidiyorlarmış. Adam hiçbirşey söylemiyormuş. Kadın ayrıca..." demiş... "bütün çeklerini, kredi kartlarını, arabayı da istiyorum..." Ve adam hızı 130'a çıkartmış. Hala bir şey söylemiyormuş. Kadın sormuş: "Hiç bir şey söylemeyecek misin? Sen hiç bir şey istemiyor musun?" Adam 140'a çıkmış ve cevaplamış: "Hayır, ben ihtiyacım olan her şeye sahibim."  Kadın şaşırmış. "Öyle mi? Nedir o?" Ve araba karşıdaki duvara 150 km. hızla çarpmadan önce adam cevap vermiş: "AIRBAG BENDE!!!!!"

 

KÖTÜ HABER NASIL VERİLİR?

İstanbul'da üniversitede okuyan genç kız Ankara'daki babasına telefon etmis. "Baba, merhaba.. Ben Lale...." "Ooooo. Güzel kızım benim. N'abersin bakalım?..." "Hiç sorma babacığım. Hiç keyfim yok valla..." "Hayırdır? Bi sorun mu var?... Kız ağlamaya baslar; babası ise üzüntü ve meraktan kafayı yemektedir: "N'ooldu kızım? Anlatsana..." "Murat evi terk etti. Boşanmak istiyormuş..." "Ne evi lan? Ne boşanması? Sen ne zaman evlendin de boşanıyorsun?..." "Hani senin hiç hoşlanmadığın esrarkeş çocuk vardı ya. Ben onunla evlendim." "İyi halt ettin, zilli. Neyse, artık yapacak bi şey yok. Versin mahkemeye, hemen boşanın..." "Boşanalım ama benden 10 milyar istiyor. Eğer vermezsem, iyi zamanlarımızda çektiği çıplak fotoğraflarımı Internetten herkese yollayacakmış...." "Püüh. Rezil... Çıplak fotoğraf çektirdin, öyle mi?" "Ama babacığım. O benim kocamdı. Ne biliyim böyle bir puştluk yapacağını." "Peki. Olan olmuş artık. Yarin havale ederim parayı...Ögleden sonra bankaya gidip çekersin; sonra da alıp yakarsın o kahrolası fotoğrafları..." "Sagol baba. Eeee. Şey....Bi de kürtaj için 2 milyara ihtiyacım var..." Adam artık iyice fenalaşır. Boğuk bir sesle konuşur:
"Kürtaj mi? Bi de hamile mi kaldın o çocuktan sen?..." "Aslında ondan değil... Zenci bi çocuk vardı...Zaten o yüzden  ayrılıyoruz ya...."Adam bayılmak üzeredir. Nabzı yükselir, tansiyonu düşer, artık inleyerek konuşmaktadır: "Biz seni oraya okumaya yollamıştık. Sen ne haltlar çevirmissin.
Allahim. Nedir bu başımıza gelenler...Okulu bititir bitirmez Ankara'ya dönüyorsun, yoksa kırarım bacaklarını..." "İstersen hemen dönebilirim babacığım. Ben geçen yil okuldan atıldım çünkü..." Adam masanın üzerindeki soğuk su dolu sürahiyi başından aşağıya devirir ve
ancak bu şekilde konuşmasını sürdürebilir: "Okuldan mi atıldın? Hani birlikte avukatlık yapacaktık, zilli?...Eh ulan? Sen hele bi gel buraya. Ben sana yapacağımı bilirim. Evden dışarıya  adim attırmıycam sana. Ilk isteyenle de evlendiricem...." "O is zor be baba.. Biliyorsun, moda oldu, artık evlenmeden önce esler birbirlerinden sağlık raporu istiyorlar... Pek iyi bi rapor sunacağımı zannetmiyorum ben..." "Allah'ım, çıldıracağım... Bir de cinsel hastalıklar haaa.....Kesin o zencidendir..." "Çok pis arkadaşları vardı. Bilmem artık hangisinden kapmışımdır..." Güm diye bir ses duyulur. Adam kısa bir süre için kendinden geçmiştir; ancak hemen kendisini toparlayıp tekrar telefonu alir. "Hemen bu aksam dayını yolluyorum oraya. Seni alip gelecek. Adresini ver bakiyim..." " Mahmutpaşa Karakolu'ndayım... Gelirken kefalet için de biraz para getirsin yanında..."  "Karakol mu?...Bi de karakola mi düştün layyynnn? Ne yaptın?...."  "Dün kafam çok bozuktu, çok içmişim. Araba kiralayıp dolaşmaya çıktım.  O kafayla Arnavutköy'de kokoreççi dükkanına girdim. Ama neyse ki kimse ölmedi. Dükkan sahibiyle kiralık araba firmasına biraz para vermek gerekir
sanırım..." Adam artık iyice fenalaşmıştır. Hatta fenalaşmak ne kelime; adeta kahrolmuştur.Telefonda kısa bir sessizlik olur. Kız tekrar konuşmaya
baslar: "Babacığım. Sakin üzülme. Bütün bunlar bir şakaydı. Ben sadece sınıfta kaldığımı söylemek için aramıştım..." Bunun üzerine adam sevinçle ve mutlulukla haykırır: "Canin sağolsun be güzelim, boşveeerrr. Okul da neymiş? Hiç mühim değil, tatlı canin sağolsun senin...."

KAZI DA SEN BUL

Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş. Yanına başvezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam
görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş. Padişah, ihtiyarı selamlamış: "Selamunaleykum ey pir'i fani..." "Aleykumselam ey serdar'i cihan..." Padişah sormuş: "Altılarda ne yaptın?" "Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor..." Padişah gene sormuş: "Geceleri kalkmadın mı?" "Kalktık... Lakin, ellere yaradı..." Padişah gülmüş: "Bir kaz göndersem yolar mısın?" "Hem de ciyaklatmadan..." Padişahla başvezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar. Padişah başvezire dönmüş: "Ne konuştuğumuzu anladın mı?" "Hayır padişahım..." Padişah sinirlenmiş: "Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım." Korkuya kapılan başvezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş. Bakmış adam hala orada çalışıyor. "Ne konuştunuz siz padişahla..." Adam, başveziri şöyle bir süzmüş:  "Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim."  Başvezir, yüz altın vermiş. "Sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın padişah olduğunu." "Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi." Vezir kafasını kaşımış. "Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek?..."
Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış."Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü çalışıyorsun, diye
sordu. Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim." Vezir bir soru daha sormuş... "Geceleri kalkmadın mı ne demek?"  Adam bir yüz altın daha almış. çocukların yok mu diye sordu. Var, ama hepsi kız.Evlendiler, başkasına yaradılar, dedim..." Vezir gene kafasını sallamış. "Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek..."Adam gülmüş."Onu da sen bul..."

MATEMATİKSEL YAZIŞMALAR

Matematik profesörü esine bir faks göndermiş: "Sevgili kariciğim; 54 yaşına geldin, bildiğin gibi bazı ihtiyaçlarımı  artık karşılayamıyorsun. Esim olarak seninle mutluyum ve sana hiç yalan  söylemedim. Bunu da sana anlatınca anlayışla karşılayacağından eminim. Bu gece 18 yaşındaki asistanımla Büyük Otelde kalacağım. Gece yarısından evvel gelirim. KOCAN" Adam eve dönünce yemek masasının üzerinde bir not bulmuş: "Sevgili kocacığım; Sen de 54 yaşındasın. Bu notu aldığında ben de Deniz Otelde 18 yaşında bir delikanlıyla birlikte olacağım. Sen ki matematikçisin  bu işi çok iyi bilirsin. 18, 54 ün içinde üc kere ama; 54, 18 in içinde kac kere? Bilmem anlatabildim mi? Onun için sen bu gece beni bekleme yarin görüşürüz. KARIN''

 

TANIYAMADIM

40 yaşlarındaki kadın kalp krizi nedeniyle hastâneye yatırılmıştı.Kendinden geçmiş durumdaydı. Doktorlar kurtarmak için çılgınlar gibi uğraşıyordu...
Tam bu sırada Tanrı kadına göründü. -"Yanına geliyorum Tanrım," diyye inledi kadın. -"Hayır," diye cevap geldi yüceelerden, "daha önünde 35 yıl, 2 ay, 8 gün var..." Kadın nihâyet kendine gelmişti. Doktorlar mutluydu. Kadın daha da mutluydu. Biraz iyileşince kesenin ağzını açtı. Yüzünü gerdirdi. Liposuction yaptırdı. Göğüslerini silikonla dikleştirtti. Kadının ısrarlarına dayanamayan hastâne yönetimi bir kuaförün gelip saçlarını plâtine boyamasına izin vermişti. Artık bomba gibiydi kadın. Kendini çok iyi hissediyordu. Hayatının kalan  bölümünü mutlu bir biçimde geçirmeye hazırdı. Nihâyet taburcu oldu. Dışarıya çıkıp temiz havayı içine çekti. Taksiye binmek üzere caddenin karşısına  geçerken bir ambulans çarptı kadına. Vahimdi durumu. Derin karanlığa doğru kayarken sordu: -"Ulu Tanrım, sen her şeyi daha iyi bilirsin, ama hani önümde daha 35 yıl vardı?" Tanrı'nın cevabı şöyle oldu:-"Tanıyamadım..."

 

İKİNCİ EL MAL

Karısından yeni boşanmış olan adam katıldığı bir davette eski karısını ve onun hemen evlendiği yeni kocasını görünce çok kıskanmış,sinirlenmiş,birkaç
kadeh içtikten sonra gidip yeni kocanın karşısına geçip alaycı bir şekilde sormuş ; - Nasıl oluyor bakalım ikinci el mal.. Yeni koca cevaplamış,
-İkinci elle hiç ilgisi yok..ilk yedi sekkiz santiminden sonrası yepyeni hiç kullanılmamış...

TİLKİ

Düğün gecesi kayınpeder damatla dalga  geçiyormuş:
-Bakalim demis,  aslanlar gibi bu geece mi gerdeğe gireceksin yoksa fareler gibi yarin geceye mi  bekleyeceksin?
Damat  siritirak cevap vermis:
-Ben tilki gibiyim efendim, dün gece girddim demiş.

 

EVLİLİK KURALLARI

Tipik bir maço adam, çok hoş bir kadınla evlenir ve nikahın hemen ardından, kurallarını ortaya koyar : "Eve ne zaman istersem, saat kaçta istersem, ki herşeyden önce eğer istersem, o zaman gelirim ve senden bu konuyla ilgili bir tartışma istemiyorum. Ben başka bir şey söylemedikçe, her aksam yemek masasını kusursuz istiyorum.İstediğim zaman eski kız arkadaşlarımla içmeye ve kağıt oynamaya giderim ve bana bu konuda güçlük çıkarma sakin. Bunlar benim kurallarım. Yorumun var mi?"  "Hayır, benim için sakıncası yok. Yalnız şunu bil ki, burada her gece saat 7 'de seks yapılacak, sen olsan da, olmasan da."

NİHAYET
Kari koca, evliliklerinin 40. yıldönümünde sert bir ağız dalaşına girerler. Adam der ki; "Sen öldüğünde, mezartaşına şöyle yazdıracağım; -Burada benim karim yatıyor -Her zamanki gibi soğuk " "Yaa??" der kadın; "Sen öldüğün zaman da ben senin mezartaşına  şöyle yazdıracağım; -Burada benim kocam yatıyor. - Nihayet sertleşti.--"

MEKAN PROBLEMİ ve ASETİL SALİSİLİK ASİT

Bir kadın ve bir erkek doktorun özel muayenehanesine giderek vizite ücretin öderler ve muayene olmak istediklerini söylerler. Doktor; anlatın bakalım neyiniz var? Adam; doktor bey, ben 15 yıllık evliyim fakat bugüne kadar karımı hiç mutlu edemedim. Sağlıklı bir cinsel ilişkimiz olmuyor. Doktor çifte şöyle bir bakar ve masanın çekmecesinden çıkardığı bir tane hapı erkeğe uzatarak; "bunu yut ve arka odaya gidip deneyin" Adam hapı alır ve yanındaki kadınla birlikte doktor muayenehanesinin arkasındaki odaya geçerek sağlıklı bir şekilde işini görür ve mutlu bir ifadeyle çıkarlar, doktora da teşekkür ederler. Doktor çiftin mutluluğunu görünce dayanamaz ve; "Aslında bu bir doktor sırrı, söylenmez ama yine de ben size bir sır vereyim.
Sizin hiç bir şeyiniz yok. Sadece psikolojik. Çünkü size verdiğim ilaç Aspirin'di." Adam sırıtarak; "Doktor bey, bende size bir sır vereyim mi?
Bu kadın benim karım değil, yatacak yer bulamadık da."

 

EN SEVDİĞİ KURABİYE

Yaşlı adam ölüm döşeğindeydi... Artık son dakikalarını yaşıyordu...  Hasta yatağında yatarken birden mutfaktan gelen kokuyu duydu, en
sevdiği çikolatalı kurabiyelerin kokusu...Birden gözleri aralandı, kendini ayağa kalkacak kadar güçlü hissetti...Bu şaşılacak bir şeydi, ölmek üzere olan adamı ayağa kaldırmaya kurabiyelerin kokusu yetmişti...Duvara tutunarak merdivenlere kadar yürüdü...Basamakları ağır ağır inerken sanki mutfağa değil hayata yaklaşıyor
gibi heyecanlıydı... Nihayet mutfak kapısına kadar geldi... İşte masanın üzerindeki tepside onlarca çikolatalı kurabiye, tam karşısında duruyordu... Son gücüyle
masaya yaklaştı, o kurabiyelerden bir tane ağzına atabilse sanki ömrüne ömür katılacaktı... Bir tane almak için elini uzattı... Ama birden karısı yetişti ve eline vurdu:
"-Çek elini bakayım... Onlar cenaze için..."

 

TEZ DANIŞMANINIZ KİM?
Bay Tilki bir gün ormanda dolaşırken Bay Tavşan'a rastladı. Bay Tavşan bir şeyler yazmakla meşguldü.
- Kolay gelsin, Bay Tavşan. Ne yazıyorsuuunuz?
- Doktora tezimin 1. bölümünü yazıyorum...
- 1. bölümde teziniz ne?
- Tavşanlar tilkileri nasıl parçalar? - YYapmayın! Bu hiç de doğru değil. Bu biir bilim adamına yakışmayacak ciddiyetsizlik. Teziniz kökten yanlış.
- Yaa..! Öyle mi? dedi Bay Tavşan, 'Pekiii, gel de deneysel kanıtı gör öyleyse.'
Bay Tavşan önde Bay Tilki arkada çalılığın arkasına doğru ilerlediler. Bir süre sonra Bay Tavşan yüzünde gülümsemeyle çalılıktan çıkıp geldi ve yerine oturarak yazmaya devam etti.
Bir zaman geçti. Bay Kurt'un yolu Bay Tavşan'ın bulunduğu yere düştü. Bay Kurt sordu:
- Kolay gelsin, Bay Tavşan. Ne yazıyorsuuunuz?
- Doktora tezimin 2. bölümünü yazıyorum...
- 2. bölümde teziniz ne?
- Tavşanlar kurtları nasıl parçalar? - Yaapmayın! Bu doğru değil. Bu bir bilimm adamına yakışmayacak ciddiyetsizlik. Teziniz kökten yanlış.
- Yaa..! dedi Bay Tavşan,'Gel de sana deeeneysel kanıt göstereyim.'
Bay Tavşan öönde Bay Kurt arkada çalılığın arkasına doğru ilerlediler. Bir süre sonra Bay Tavşan yüzünde gülümsemeyle çalılıktan çıkıp geldi ve yerine oturarak yazmaya devam etti.
Biz de neler olduğunu merak ettik, tabii. Çalılığın arkasına dolanıp baktık ki Majesteleri Aslan, Ormanın Kralı, haşmetle oturuyor ve etrafında parçalanmış kurt ve tilki.
Kıssadan Hisse:
Tezinizin ne olduğu hiç önemli değildir; önemli olan tez danışmanınızın kim olduğudur.

 

AŞAĞIDAKİ TESTİSİN ÖNEMİ

Gayet titiz ve düzenli bir siyasetçi, bir doktorun muayenehanesine gitmiş. Önce şapkasını çıkarıp bir masanın üstüne koymuş. Sonra ceketini çıkarmış, eliyle şöyle hafiften tozlarını silkip, özenle katlamış ve onu da yanına koymuş şapkasının. Arkasından kravatını çıkarmış; üçe katlayıp, ceketinin hemen yanına koymuş. Derken düğmelerini çözüp gömleğini çıkarmış; çıkardıktan sonra tekrar iliklemiş gömleği; kollarını gömleğin önünde çapraz kavuşturarak, onu da özenle dörde katlayıp, yanına bırakmış ceketinin. Sıra gelmiş pantolonu çıkarmaya... Titiz ve özenli siyasetçi, pantolonunu da çıkarıp, masanın üstüne uzatmış ve çizgisi bozulmasın diye, doktorun kitaplığından aldığı, kalın tıbbi kitapları dizmiş üstüne. Nihayet donunu da çıkarıp, bir güzel katladıktan sonra, ötekilerin yanına koymuş. Tam o sırada aklına gelmiş, mendilini pantolonunun cebinde unuttuğu...
Pantolonun üstüne koyduğu tıbbi kalın kitapları kaldırmış; pantolonun cebine sokmuş elini, mendilini çıkarıp, onu da özenle dörde katladıktan sonra masanın kıyısına bırakmış ve tekrar pantolonunu düzeltip, üstüne yeniden yan yana dizmiş doktorun kalın tıbbi kitaplarını...Siyasetçi, çıkardığı ve bir mağaza vitrinine yerleştirir gibi, titizce sıraladığı giysilerine şöyle bir bakış fırlattığı sırada; hastasının soyunmasını izlerken sinirleri bir hayli gerilen doktor: - Söyleyin, demiş, niye görmeye geldiniz beni, neyiniz var?
Doktorun karşısında çırılçıplak ayakta duran siyasetçi, hafif öne doğru eğilmiş ve elleriyle hayalarını göstererek:
- Bunlar için, demiş...
Tepesi iyiden iyiye atmaya başlayan doktor:
- Nesi var ki, hayalarınızın, demiş.
- Baksanıza biri, ötekinden daha sarkık.<
- Eee yani?
- Ben memleketin başına geçip, ülkeye çekkidüzen vermek çabası içindeyim de; muhaliflerin, "Sen önce kendini düzelt" diye karşı çıkmalarını engellemek istiyorum; o nedenle...
- Bütün bunların ne ilgisi var, hayalarınnızdan birinin daha sarkık olmasıyla.
- Öyle demeyin doktor; biz ülkeyi, sade ccanımız ciğerimizle, değil; aynı zamanda kıçımız, penisimiz, testiküllerimizle de yönetiyoruz. Hepsinin düzgün olması gerek. Bu bir memleket sorunu...

HOCANIN PARMAĞI

Tıp fakültesinde ilk kez kadavra başına toplanan öğrenciler büyük bir merak ve ilgiyle kadavrayı incelemektedirler. Profesör dersine baslar;
 -Tıpta iki şey doktorlar için çok önemlidir, ilki  insan vücudu ile ilgili hiçbir şey sizin için iğrenç olmamalıdır" Örneğin, der ve parmağını cesedin
kıçına sokar ve çıkartıp kendi ağzına götürür.-Hadi bakalım simdi sizlerde ani şeyi yapınız! Öğrenciler sok içinde hepsi duraksarlar ama
bakarlar ki profesör çok ciddi, istemeye istemeye hepsi sırayla kadavranın kıçını parmaklayıp sonra da parmaklarını emerler. Öğrencilerin hepsi bu tatdan berbat bir hale gelmişken, profesör konuşmasını sürdürür;  -Bir tıp doktoru için ikinci en önemli nokta gözlemdir der ve devam eder;
-Ben kadavranın kıçına orta parmağımı sokktum ama kendi ağzıma işaret parmağımı götürdüm. Simdi bir doktor için, dikkat etmenin ne kadar önemli olduğunu da öðrenmiş bulunuyorsunuz!

TÜRKİYE FIKRASI
Ahtisaari'den ,

- AB kapısındaki ilk adaya soruyoruz, ''İlk atom bombası ne zaman atıldı? - '1945 yılında... - Tamam bildiniz, içeri buyurun.
- İkinci adaya soruyoruz, ''İlk atom bombbası nereye atıldı?'' -Hiroşima'ya..  - Tamam siz de bildiniz, içeri buyurun. -- Türkiye'ye soruyoruz, ''Atom bombasının atıldığı Hiroşima'da kaç kişi öldü ve ölenlerin isimlerini alfabetik sırayla söyleyiniz...''.

GİDEN PARA ONUNKİ OLUNCA...

Vaktiyle bir Amerikan kasabasındaki bankaya kovboyun biri gelip çek bozdurmak istemiş. Veznedar başlamış sormaya:
- Doğum yerin? Sürekli oturduğun adres? KKimlik kartın? Kefil göstereceğin kişiler vs...
Kovboy:
- Buraya bak veznedar, demiş, sen daha önnce bu kasabada yargıç olarak adam asarken bile, bu kadar belge aramazdın; ne oldu sana?
Veznedar:
- E, demiş, burada giden bizim para; şayeet giden senin hayatın olsa yine üstünde o kadar durmazdık...
 

ÖRDEKLERE DİKKAT

Üç kadın arkadaş bir kaza sonucu aynı anda hayatlarını kaybedip cennete giderler.
Cennetin kapısında onları karşılayan melek; "Bizim burada uymanız gereken tek kural var.. O da ördeklere dikkat
edin sakın üstlerine basmayın" der.
Sonra kapı açılır üç kadın cennete girerler. Gerçekten de etrafta ördek doludur. Üstlerine basmamak adeta imkansızdır.
Dikkat etmesine rağmen kadınlardan biri kazayla bir ördeğin üstüne basar. Hemen Cebrail belirir.Yanında son derece çirkin bir adam vardır. Kadını kolundan adama kelepçeler ve "Ördeğin üstüne basmanın cezası olarak sonsuza kadar bu çirkin adama kelepçeli olarak yaşayacaksın" der. İkinci gün kadınlardan biri yine kazayla bir ördeğin üstüne basar  ve Cebrail anından yanında çok çirkin bir adamla gelip onları kadına ceza olarak birbirlerine kelepçeler. Üçüncü kadının gözü bu olaylardan çok korkar. Diğerlerinin akıbetine  uğramamak ve sonsuza kadar çirkin bir adama kelepçelenip yaşamamak için her attığı adıma acayip dikkat etmeye başlar. Aradan aylar geçer ve hiçbir ördeğin üstüne basmaz. Derken bir gün Cebrail belirir. Bu kez yanında boylu poslu inanılmaz derecede yakışıklı bir adam vardır. Cebrail hiçbir şey söylemeden yakışıklı adamla kadını kelepçeler ve yine birşey söylemeden çeker gider. Kadın artık mutluluktan uçmaktadır. O güne kadar gördüğü en yakışıklı adamla
kelepçelenmiştir. Adama döner ve "Ben acaba ne yaptım da sonsuza kadar senin gibi güzel bir adamla birlikte olmayı hak ettim" der. Adam suratı asık bir şekilde cevap verir. "Vallahi seni bilmem ama ben az önce bir ördeğin üstüne bastım"

CENNETTE NİKAH
Evlenme hazırlığı içinde olan bir çift trafik kazasında ölüp cennete giderler. Damat adayı durumu görevli meleğe anlatarak evlenip evlenemeyeceklerini sordu. "Bir bakayım" dedi görevli melek. Aradan 3 ay geçtikten sonra görevli melek mağdur cifte sevinçli haberi vermek için "Herşey ayarlandı. Sizi evlendirebiliriz" dedi. "Şey... Biz düşündük te, acaba evliliğimiz yürümezse bizi boşayabilirmisiniz ?" dedi  damat adayi. Görevli melek gök gürültüsü sesiyle son derece kızgın bir şekilde; "Siz manyak mısınız??? Cennette bir imam bulabilmek için 3 ayımı verdim. Avukat bulmak ne kadar sürer tahmin edebiliyor musunuz?"...

ANNE BU NE?

Genc deve annesine sormus: "anne niye bizim ayaklarimiz bu kadar büyük?" Anne cevap vermis: "çölde kuma batmamak için..."  Genç deve tekrar sormus: "peki kipiklerimiz niye bu kadar gür?" Anne tekrar cevap vermis: "çölde kum firtinalarinda kum kaçmasin diye..." Meraki yatismamis olan genç deve bir soru daha  sormus: "bizim niye hörgüçlerimiz var?" Anne deve sabirla yanitlamis: "çölde çok uzun süre susuz idare edebilmek için suyu hörgüçlerimizde depolariz." Sonunda dayanamayan genç deve sormus: "Peki biz Ankara Devlet  Hayvanat Bahçesinde ne ... yiyoruz???"

ONUN AYAKLARI ^/ NUMARA

Kadin: Ben olursem ne yaparsin? Tekrar evlenir misin? Adam : Hayir. Kesinlikle hayir !! Kadin: Neden?? Evli olmak hosuna gitmiyor mu!!?? Adam: oyle demek istemedim. Tabi ki gidiyor. Kadin: O zaman neden tekrar  evlenmezsin ki?? Adam : Tamam. Tamam. Evlenirim. Kadin: (yuzunde uzgun  kirgin bir ifadeyle) Evlenirsin.. Adam : (ne diyecegini bilemez ve azicik kizgin bir ic ceker) Kadin: Onunla bizim yatagimizda mi yatarsin? Adam :  Baska nerde yatilabilir ki?? Kadin: Benim resimlerimi kaldirip yerlerine  onun resimlerini koyarmisin?? Adam : Sanirim bu yapilacak en uygun sey  olur. Kadin: O zaman onun benim ayakkabi koleksiyonumdan Ayakkabilar giymesine de izin verirsin....?? Adam : Hayir onun ayaklari 37 numara...
Kadin: ......................???? Adam : Haas....s................!!!

DİLSİZ BIRAKAN SADAKAT

üst düzey bir ortaçağ komutanı, karısına taktığı bekaret kemerine; kilidi açılmadan, önündeki idrar deliğinden zorlanması halinde, kendiliğinden harekete geçecek minüskül bir ustura koydurmuş.
Ve soylu komutan, şatosuna geri döndüğünde; tüm erkek personeli sıraya dizip, pantolonlarıyla donlarını indirtmiş aşağı...
O da nesi?..
Biri hariç, hepsinin erkeklik organı ortasından kesikmiş...
Soylu komutan, sakatlanmamış tek kişi olan uşağın elini sıkmış:
- Sadakatine güvenilecek tek uşak, meğer senmişsin, demiş.
Uşak, teşekkür etmeye çalışırken garip sesler çıkarmaya başlamış.
Meğer onun da, organı değil ama,dili kesilmiş.

GOLF MAÇI


Musa Peygamber, İsa Peygamber ve beyaz sakallı bir yaşlı, bir gün golf oynuyorlarmış. Musa golf sopasını kaldırmış ve uzun bir vuruş yapmış.  Golf topu çim zemine düşmüş ancak meyilden dolayı küçük bir su göletine doğru  yuvarlanmaya başlamış. Musa çabucak sopasını asa gibi kaldırmış su yarılmış-iki tarafa toplanmış. Top kuru kalan ortadan karşıya yuvarlanmış ve güvenli vuruş yapılabilecek bir yerde durmuş .

Sıra İsa'ya gelmiş. İsa sopasını kaldırmış  güzel , uzun ve sıkı bir vuruş  yapmış. Top dosdoğru aynı gölete doğru gitmiş , içine düşmüş ama sanki üzerinde uçar gibi batmadan  durmuş . İsa sakin bir şekilde suyun üzerinde yürümüş ve sade bir vuruşla topu yeşil sahaya atlatmış.

Üçüncü olarak dedemiz vuruş yerine gelmiş , iyi nişan alamamış. Top sahayı sınırrlayan çitleri aşmış, trafiğin seyrettiği bir sokağa düşmüş. Geçmekte olan bir kamyonun kasasına çarpmış, sekerek bir ağaca vurmuş . Ağaçtan da sekerek oradaki evin çatısına düşmüş. Çatıdan aşağı doğru yuvarlanarak, su oluğuna girmiş . Aşağı düşüp, meşhur göletimize doğru akan su arkına girmiş . Arktan aşağı gelip tam gölete gömülecekken bir taşa çarpmış. Taştan  zıplamış  gölet üzerinde duran bir nilüferin üzerinde durmuş. Aniden kocaman bir kurbağa nilüferin üzerine  zıplamış ve topu yiyecek sanarak ağzına almış. O anda bir şahin kurbağaya doğru pike yapmış ve kurbağayı ağzındaki topla beraber kapmış. Şahin ağzında kurbağa ile havalanırken, kurbağa korkudan acılı bir çığlık atmış. Bu esnada top ağzından fırlamış ve üzerinden geçerlerken yeşil sahaya düşmüş. Yerde zıplayan top doğru deliğe süzülmüş. Tek vuruşla isabet !

Musa Peygamber İsa Peygamber'e  dönmüi:"Babanla golf oynamaktan nefret ediyorum."
 

KUŞ

Tavşan bir g|n ormanda dolaşıyormuş. Birden karşısına daha önce hiç görmediği garip bir hayvan çıkmış, 
" Sen kimsin? Ben seni daha önce hiç görmedim."
" Ben katırım, benim annem eşek, babam at... ondan böyleyim."
Kafası karışan bizim tavşan oradan ayrılmış. Orman gezisine devam ederken karşısına başka bir garip hayvan çıkmış; bu sefer onun yanına gitmiş:
" Sen de kimsin? Ben seni daha önce hiç görmedim."
" Ben kurt köpeğiyim, benim annem köpek, babam da kurt, ondan böyleyim."
Bizim tavşan onun yanından da ayrılmış. Dolaşırken bir de ne görsün acaip görünümlü bir hayvan daha... Hemen gitmiş yanına : " Senin gibi bir hayvanı ilk defa görüyorum, sen de kimsin?" " Ben devekuşuyum."
" Hadi lennnnnnnnn...."

POLİTİKACI İLE PAPAZ

Katolik mahallenin papazı, o kiliseye gelişinin 25. yıldönümü şerefine       verilen bir yemeğe davetliydi. 
Onuruna bir konuşma yapması için kasabanın ileri gelenlerinden bir politikacı seçilmişti. Aynı zamanda bir 
kongre üyesi olan politikacı trafik nedeniyle yemeğe geç kalmıştı.  Herkes sıkıntıyla beklerken papaz bir konuşma
 yaparak sessizliği dağıtmak istedi.  "Bildiğiniz gibi, günah çıkarırken söylenenler asla açığa çıkarılamaz" diye başladı papaz, 
"Ancak size burada duyduğum ilk itirafı anlatmak istiyorum.  Tabi kim olduğu hakkında bir ipucu vermeyeceğim, ama bu kasaba 
hakkındaki ilk izlenimlerimi anlatmak için bahsetmek istiyorum. 25 yıl önce   buraya ilk  geldiğimde bana günah çıkarmak için 
gelen ilk kişi yüzünden buranın korkunç bir yer olduğunu düşünmüştüm. Bu kişi bana bir TV çaldığını, yolda  onu durduran polisi 
öldürdüğünü, zimmetine para geçirdiğini ve patronunun karısıyla ilişkisi olduğunu itiraf etmişti. Şaşkına dönmüştüm!
Fakat zaman geçtikçe onun buradaki en kötü insan olduğunu ve kasabanın geri kalanının son derece iyi, namuslu ve 
ürüst insanlardan oluştuğunu anladım ve burada kaldığım için çok mutluyum." Papaz konuşmasını tam bitirmişti ki, politikacı 
kan ter içinde yemeğe yetişti. Herkesten özür diledi ve hemen konuşmasına başladı. 
"Sevgili papazımızın buraya ilk geldiği günü hiç unutmam. Aslına bakarsanız, kendisine ilk kez günah çıkarmak şerefi de 
25 yıl önce bana ait"

24 SAAT SONRA

Trabzon'un bir köyü, Temel ile sevgilisi Fadime evleniyorlar. Davullar çalinmis, horon tepilmis, yemekler yenmis ve gecenin sonlarina doğru köyün ihtiyar heyeti Temel'i yanlarina çekerek namus dersi vermeye başlamislar. Ve en sonunda demişler ki, eğer Fadime kiz gikarsa sabah ezanina dogru pencereden havaya üç el ates et. Et ki biz de köyümüzün namusuna leke gelmemis oldugunu bilelim. Temel onayladiktan sonra sirtina vurulan yumruklarla evine girmis. Sabah olmus ve ezan okunmadan önce Temel'in evinden üç el silah sesi  gelmis. Köy halki tamam demis bir problem yok. Herkes gündelik hayatina dönmüş. Ertesi sabah yine ezan vaktine doğru yine üç el silah sesi. Bu sefer köylüler sasirmis ve kosmuslar Temel'in evine . Fadime yerde kanlar içinde yatiyor. Ya n'oldu sorulari y|kselirken Temel çok sinirli : Dün kız çıkmıştı, bu gün çıkmadı. Ben de furdim aleksizu.

ZEVK Mİ ANGARYA MI?

Bir gun profesorlerin aklina rahatsız edici bir soru takılmis. Eşleriyle olan cinsel hayatlari acaba bir zevk mi yoksa angarya mi. Dusunmusler aralarinda tartismislar ve bir sonuca varamamislar. iclerinden biri docentlere danisalim bakalim onlar ne dusunuyor bu konuda demisler. Gitmisler sormuslar. Docentler dusunmus ve siz bilirsiniz hocam demisler  proflara.  Proflar icin bu soru karin agrisi olmus. Gidip yardimci doc lara basvurmuslar, onlarda bir sure dusunup siz daha iyi bilirsiniz hocam demisler. Proflar bir cevap bulamamanin SIKINTISI içinde bir de asistanlara soralim demisler. neyse SIKILA SIKILA sormuslar. 'Sizce bizim eslerimizle olan cinsel hayatimiz bir zevk midir yoksa angarya mi?'. Asistanlar hep bir agizdan 'ZEVK dir' diye bagirmislar. Proflar şaşırmış çabuk, ve net cevaba. Merak etmisler 'Neden' diye sormuşlar asistanlara. Neden bu kadar emin ve çabuk cevap verebildiniz? Asistanlar da: 'Angarya olsaydi bize yaptırırdınız' diye cevaplamışlar hep bir ağızdan.
 

İŞ GEZİSİ

Genç bir kadin sol gozu mosmor bir halde evine  gelmis.
-Aman Allahim kim  yapti bunu kizim??
-Kocam.
-Peki ama o londra  da degil miydi?<
-Ben de öyle  zannediyordum anne.

HACET

Temel köyden Istanbul'a gelmistir. Çocukluk arkadasi Dursun onu evinde yatiya kalmasi için misafir eder. Aksam yemeklerini hep birlikte yerler.Sohbet çay derken yatma vakti gelir. Arkadasina salondaki divani hazirlarlar.
Dursun arkadasini tembihler. Aman der tualette ne isin varsa hepsini bitir hallet. Çünkü tualette giderken yengenle bizim odadan geçmek zorundasin sonra bir daha kalkma sakin. Temel tamam der isini görür yatar. Derken gecenin bir yarisinda karninda bir gurultu ve müthis bir agriyla uyanir. Eyvah tualete gitmek zorundayim. Dayanmaya çalisir ama nafile karni gurul gurul kayniyor. Dayanacak gibi degil ne yapsam ne etsem diye kivranirken salondaki saksiyi gözüne kestirir. Içindeki bitkiyi çikartir. Tuvalet isini görür. Sonra bitkiyi tekrar yerlestirir. Rahatlar. Sabah ta hiçbirsey olmamis gibi arkadasiyla vedalasir memleketine döner.Aradan bir süre geçer. Temel birgün Istanbul'dan bir mektup alir. Ulan Temel, nereye siçtiysan söyle. Tam üç ev degistirdik hala kokudan kurtulamadik!

AYI

Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere bakıyormuş. "Evrim ne g|zellikler yarat}yor!" diye düşünüp mest oluyormuş Birden arkasınmda kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya başlamış. Adam bütün gücüylee kaçıyormuş ama her arkasına baktığında ayının daha yaklaşmış olduğunu farkediyormuş. Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki dala takılmış. Ayı adamın üzerine atlamış, pençesini kaldırmış, tam vurmaya hazırlanırken adam "TANRIM!!!" diye bağırmış. Bir anda zaman durmuş,   ayı donmuş, ormandaki nehir bile akmaz olmuş. Bir anda orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık huzmesi adamın üzerine parlamış. Gok derinden gelen ilahi bir ses adama: "Yıllarca bana inanmadın, yaratılışı   kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım
etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?" demiş. Adam utanç iginde "Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık, ama belki ayıyı dindar yapabilirsiniz" demiş. Ses: "Peki" diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş. Nehir tekrar akmaya başlamış. Her şey eski haline dönmüş. Ayı pençesini indirmiş, iki pençesini de göğe doğru çevirmiş, ve konuşmaya başlamış."Tanrım, senin rızanla orucumu açıyorum, hamdolsun verdiğin
nimetlere......."
 

BÖNCE A SONRA B

Sağır ve dilsiz birinin, derdine bir çare bulmak için gitmediği doktor kalmamış. Bir gün öğrenmiş ki, özellikle bu tür sakatlıklara karşı mucizeler yaratan özel bir hekim var uzakça bir yerde.
Sağır ve dilsiz adam, hemen hekime koşmuş.
Hekim, önce çırılçıplak soymuş adamı. Sonra da sırtını kendine doğru çevirip bir güzel domaltmış kendisini ve elleriyle de kalçalarını tutarak, birbirinden iyici ayırmasını istemiş.
Sağır ve dilsiz, aynen yapmış mucizeler yaratan hekimin istediğini...
Hekim de, dolabından koca bir kazık çıkarıp, hızlıca sokmuş kıçına adamın.
Sağır ve dilsiz, birden:
- Aaa aaa, diye bağırmış.
Ünü dünyanın dört yanına yayılmış olan hekim:
- Mucize gerçekleşti, demiş. A demeyi beccerdin işte. Yarın da gel, B'yi talim edelim.

BU KIŞ NASIL GEÇECEK Kİ?

Sonbaharda, Kızılderililer şeflerine kisin soğuk geçip geçmeyeceğini sormuşlar. Herhangi bir fikri olmayan şef, kisin soğuk geçecegini ve hazırlanmak için odun toplamaları gerektiğini söylemiş. İyi bir önder olan şef, en yakın telefon kulübesine gittikten sonra Ulusal Hava Durumu Servisi'ni arayıp sormuş:
- Kış soğuk mu geçecek?
Telefondaki adam:
- Evet, bu kis epey soguk olacak.
Şef, köye geri dönüp odun toplama isini hizlandirmis.
Bir hafta sonra, sef tekrar Ulusal Hava Durumu Servisi'ni aramis:
- Kış çok mu soğuk geçecek?
Telefondaki adam:
- Evet, bu kis gerçekten oldukça soguk ollacak.
Böylelikle şef geri dönüp adamlarına bulabildikleri bütün odun parçacıklarını dahi toplamalarini söylemis.
Bir hafta sonra, sef tekrar Ulusal Hava Durumu Servisi'ni aramış:

- Bu kışın çok soğuk geçeğine kesinlikle emin misiniz?
Telefondaki adam:
- Kesinlikle, Kızılderililer deli gibi oddun topluyor.

BENİMKİ YAPMAZ

Uluslararası ölçekte bir kadın araştırması yapan sosyolog, dünyanın çeşitli ülkelerinde kadinlara bir soru sormus.
-Kocanızı başka bir kadınla yakalarsanız ne yaparsınız???
Soruya ülkelere göre verilen yanıtlar ise söyle olmuş:
İsveçli: Neyimi beğenmediğini sorarım.
Rus: Evi terk ederim.
Fransız: Sesimi çıkarmam, sevgilime gider beni teselli etmesini isterim.
İtalyan: Kadını vururum.
İspanyol: Kocamı vururum.
Yunanlı: Her ikisini de vururum.
Türk: Benim kocam yapmaz.??

BEBEK

Genç bir kadin doğum icin bir kliniğe başvurur..
Ebe - Kocanizin da dogumda  bulunmasini istermisiniz.?
Kadin - Bir kocam  yok malesef..
Ebe - peki erkek arkadasiniz..?
Kadin - Erkek arkadasim da yok..
Ebe - Eee peki bu iste ortak olan sahis.?
Kadin - Uzgunum kimseye bagli degilim ve yanliz olacagim..
Dogum gerceklesir.. ve ebe kadinin yanina gelir..
Ebe - tebrik ederim cok saglikli bir kiziniz oldu..
Kadin - oh ne kadar mutluyum onu gorebilir miyim?
Ebe - elbette ama gormeden once bilmeniz gereken bir sey var..
Kadin - Nedir lutfen soyleyin..?
Ebe - Eeee..Bebeginizin teni biraz koyu ...yani acikca soylemek gerekirse bebek zenci..
Kadin - ahh evet esim ve isim yoktu..ustelik gidecek yerim de yoktu cok kotu durumdaydim o yuzden bir porno filminde oynamayi kabul etmek zorunda kaldim...Basroldeki erkek zenciydi..
Ebe - ah  anliyorum tabii beni ilgilendirmez..lutfen kusura bakmayin..Belki.bir nokta daha var...
Kadin - Evet lutfen soyleyin baska bir sey mi..?
Ebe - Seyy ...Bebegim cok guzel lepiska gibi sarisin saclari da var..
Kadin - Bakin gercekten cok zor gunlerdi...filmde tek erkek yoktu..Bir tane de İsvecli biri vardi..
Ebe - Pardon pardon..gercekten ozur dilerim ben bilmek istersiniz diye dusunmustum.. Bu sorulari sormak istemezdim..?......Neyse.... ama...
Kadin - Baska ne var lutfen acik konusun cekinmeyin..
Ebe - pekala.siz istediniz...Bebegin gozleri de cekik .yaa..
Kadin - hayat bana hic acimadi..Filmdeki diger erkek de cinliydi...Ne yapabilirdim ki..?
Ebe - Umarim beni bagislarsiniz ustume vazife olmayan seylere karisiyorum..isterseniz artik bebegi gorebilirsiniz.
Beraber bebegin yanina giderler.. Kadin misil misil uyumakta olan bebegin poposuna bir saplak indirir..
Bebek ağlamaya baslar..
Ebe - Neden vurdunuz..?
Kadin - Ohhhh...... neyseki normal..... havlayacak diye ödüm koptu.
 

TETANOZ AŞISI

Seksenlik koca, evden çıkmak üzere paltosunu giyerken onu gören yaşlı karisi seslenir:  "Bu saatte nereye gidiyorsun?"  Ihtiyar: "Doktora gidiyorum" Kadın: "Ne oldu? yine neren ağrıyor?" Yaşlı adam sırıtır: "Yok hanim yok, doktora söyliycem bana bi viyagra yazsın"  Bunu duyan kadın ayağa kalkar ve o da sokağa çıkmak için hazırlanmaya
baslar. İhtiyar şaşırır: "Eee hanim, sen nereye?". Kadın, "Doktora gidiyorum" der ve adamın şaşkın  bakışları altında devam eder: "Eğer o eski, paslı şeyi benim üzerimde kullanacaksan ben de tetanoz iğnesi yaptırayım bari!"
 

MUMYANIN YAŞI

Bir gün Mısır'da bir mumya bulunur ve bunun kaç tarihine ait olduğu öğrenebilmek için Amerika, İngiltere ve Türkiye'den uzmanlar istenir. Tabii ki Türkiye'den emniyet görevlileri gider. Neyse ilk Amerikalılar başlarlar. 3-5 saat sonra çıkarlarr ve olsa olsa 300-600 senelerine aittir derler.

İngilizler girerler. Bir kaç gün sonra çıkarlar ve olsa olsa 300-420 arasıdır derler.

Nihayet sıra Türkiye'den giden emniyet görevlilerine gelir ve içeri girerler. Girerler girmesine de, aradan 10 gün geçtiği halde hala dışarı çıkmazlar. Nihayet 15. gün çıkarlar ve merakla gözlerinin içine bakan Mısırlı bilginlere tam tamına 427 derler.

Tabii ki herkes şaşar bu işe ve nasıl olur yahu derler. Bizimkiler gayet ciddi, "Biraz zor oldu amma, sonunda dili çözüldü keratanın"
 

REİS'İN OĞLU

KIZILDERİLİ KABİLESİNİN LİDERİNİN KÜÇÜK OĞLU BABASINA ÇEKİNEREK SORDU:
NEDEN BİZİM İSİMLERİMİZ BEYAZLARIN İSİMLERİ GİBİ DEĞİL? REİS "BİZİM İSİMLERİMİZİN BİRER HİKAYESİ VARDIR. BU BİR GELENEKTİR" DEDİ OĞLAN: "NASIL YANI" DEDİ
REİS "SANA BİR KAÇ TANE ÖRNEK VEREYİM" DİYEREK AÇIKLAMAYA BAŞLADI.
"MESELA BEN DOĞDUĞUMDA ÇADIRIMIZIN ETRAFINDA VAHŞİ BİR PUMA DOLAŞIYORMUŞ
BENİM ADIMI VAHŞİ PUMA KOYMUŞLAR. AĞABEYİN DOĞDUĞU ANDA GÖK GÜRLEDİ
ADINI GÖK GÜRÜLTÜSÜ KOYDUK. ABLAN DOĞDUĞUNDA AY DOLUNAYDAYDI. ADINI
DOLUNAY KOYDUK. KARDEŞİN DOĞDUĞUNDA GÖKKUŞAĞI ÇIKMIŞTI. ADINI GÖKKUŞAĞI
KOYDUK.ANLADIN MI ŞİMDİ PATLAK PREZERVATİF?"

KÖR DİLENCİNİN REKLAMI

New York'ta, Brooklyn Köprüsü üzerinde dilenen kör bir dilenci bir gün, bir şairin dikkatini çeker. Dilencinin boynunda asılı bir tabela vardır. Tabelada " Doğuştan körüm, yardım edin " yazıyordu. Şair, dilenciye günlük kazancının ne kadar olduğunu sorar. Dilencide sekiz dolar kadar olduğunu söyler.

Bunun üzerine şair, dilencinin boynuna asılı tabelayı ters çevirerek bir şeyler yazar; “Şimdi buraya senin kazancını arttıracak bir şeyler karaladım. Bir hafta sonra yanına geldiğimde bana sonucu söylersin” der ve oradan ayrılır.

Şair, bir hafta sonra dilencinin yanına uğrayıp kendini tanıtınca dilenci;

“Bayım size ne kadar teşekkür etsem azdır. Bir haftada kazancım ikiye katlandı. Çok merak ediyorum tabelaya neler yazdınız?”

Bunu üzerine şair gülümser ve " Bahar gelecek, ama ben yine göremeyeceğim diye yazdım " der.

HURİ İLE NURİ

Adam müftüye gitmiş "Yahu, hakikaten biz cennete gittiğimizde huri alacak mıyız?" demiş  Müftü, "namazını kılar, orucunu tutar, zekatını verirsen 4 huriyi alacaksın elbette" demiş. Adamın derdi başka  "Peki benim hanım cennete gidince ne olacak?" demiş  Müftü cevap vermiş  "Ona da 4 Nuri düşer"  Adam şaşkın  “ne yani eşit haklara mı sahip olacaklar”  Kös kös evine dönmüş.. Bakmış karısı namaz kılıyor, basmış tekmeyi "Orospu mu olcan sen lan"

 

BİR TELEFON KONUŞMASI

-"alo efendim"
- "pardon galiba yanlis numarayi çevvirdim"
- "dikkat etsene geri zekali "<
-"geri zekali sensin, üstüne birde bbit beyinlisin"
-"ne sen kiminle konustugunu biliyorrmusun???"
- "hayir"
- "ben istanbul emniyet müdürüyüm&quuot;
- (biraz sesizlikten sonra) "sen kimminle konustugunu biliyormusun"
- "hayir"
- "ohhh çok sükür"
 


CEP
Temel otobüste cep telefonuyla Dursun'la konuşuyormuş.Otobüs şöforü Temel'i uyarmış: "Beyfendi cep telefonuyla konuşmanız yasak!" Bunun üzerine Temel: "Dursun benum telefonla konuşmam yasakmuş! Sen konuş ben dinliyrum!" demiş.


ŞAMPUAN

Temel duş almaya girer, şampuanı saçlarına boşaltıp ovalamaya baslar. Sırtını keselemeye gelen annesi sorar :
Oğlum kafanı ıslatmıyacak misin ?.. Temel cevap verir :- Yok anne bu şampuan kuru saçlar içinmiş
 

UÇAN SALINCAKLAR

Teme ille Fadime lunaparka gitmisler.Fadime uçan salincaklara  binmek  istemiş ancak Temel olmaz tonun gozukur diye karsi cikmis.Biraz sonra  kalabalikta birbirlerini kaybetmisler Temel Fadime Fadime nerdesun diye  bagirmaya
baslamis ve hemen 'burdayim Temel burdayim'diye bir cevap  gelmis.Kafasini kaldirinca gormus ki Fadime ucan salincaklara binmis donup  duruyor.Tam bagiracakken Fadime seslsnmis'merak etmeyesun tonumi
cikardum'...
 

ÖLDÜREN ŞÜPHE

Juan, motosikleti ile Meksika sinirina gelir. Arkasindaki  iki büyük    çantayi   gören sinir polisi süphelenir ve
 içinde ne oldugunu  sorar.   Juan,      'Yalnizca    kum' diye yanit verince polis, 'Aç bakalim  çantalari' der.
 Juan   çantalari   açar, polis didik kontrol etmesine ragmen  kumdan  baska bir sey  bulamaz. Bununla yetinmeyen polis, gece yarisina kadar kumu  her tür  tahlilden geçirtir ancak saf kumdan baska birsey yoktur.
 Polis,  çantalarini  Juan'a geri verir ve sinirdan geçmesine  izin  verir. Ertesi gün Juan Motosikletinin arkasinda iki
 büyük  çantayla   tekrar  sinirda  belirir. Polis Juan'a gene durdurur, didik
 arar, birşey bulamaz  ve  Juan'i serbest birakmak zorunda kalir. Bu olay, polis emekli olana dek yillarca devam
 eder. Birgün  emekli   polis , Meksika'da bir barda otururken Juan'i  içeri giirdigini görür ve   derhal  yakasina yapisir, ' Senin yillardir birseyler kaçirdigindan eminim. Çıldıracağım. Geceleri uyku uyuyamiyordum senin  yüzünden. Lütfen anlat bana  ne kaçırdığını. Aramizda kalacagindan emin olabilirsin.' Juan gülümseyerek yanitlar, 'Motosiklet' :)
 

OTURAN BOĞA

Kizilderililerin genç reisi 18 yasina geldiginde cani kadin ister. Kabilenin büyücüsüne gider, der ki:

- "Oturan Boga kadin ister." Büyücü:
- "Oturan Boga ormana gitsin, üzerinnde delik olan bir agaç gövdesi bulsun ve onun üstünde egitim yapsin, hazir olunca gelsin. 15 gün sonra reis geri gelir. Der ki:
- "Oturan Boga hazir." Büyücü dde kabiledeki en güzel kizi ona verir.
Reis alir kizi çadira girer.

 - "90 derece egil" der. Kiz egilince, kiza bir tekme vurur. Kiz çiglik atarak bunu niçin yaptigini sorar. Reis söyle cevap verir:
- "Oturan Boga akillandi, önce yabann arilarini kontrol!"

AIIRBAG


Kari koca 100 km hizla arabada gidiyorlarmis. Arabayi adam kullaniyormus ve karisi birden "Hayatim..." demis, "seninle 15 yil boyunca güzel bir beraberlik yasadik... ama artik ben bosanmak istiyorum." Adam birsey söylememis. Bu arada hizi 105'e çikarmis, derken karisi "Neden? diye soracagini biliyorum..." demis. "Bunu nasil söyleyecegimi
bilemiyorum ama arkadasin Joe ile birkaç aydir beraber oluyoruz ve üzgünüm ama yatakta o senden daha iyi..."
Adam yine hiçbir sey söylememeye devam ederek hizi 110'a çikarmis. Kadin devam etmis. "Evi ben istiyorum..." Artik 120 ile gidiyorlarmis. Adam hiçbirsey söylemiyormus. Kadin ayrica..." demis... "bütün çeklerini, kredi
kartlarini, arabayi da istiyorum..." Ve adam hizi 130'a çikartmis. Hala bir sey söylemiyormus.  Kadin sormus: "Hiç bir sey söylemeyecek misin? Sen hiç bir sey istemiyor musun?" Adam 140'a çikmis ve cevaplamis: "Hayir, ben ihtiyacim
olan her seye sahibim." Kadin sasirmis. "Öyle mi? Nedir o?" Ve araba karsidaki duvara 150 km. hizla çarpmadan önce adam cevap vermis: "AIRBAG BENDE!!!!!"

 

NANCY

Adamin biri New York'ta bir otele inmis. Aksam üzeri otelin barina gidip garson kizlarin yakalarinda yazili olan isimlerine söyle bir göz attiktan sonra Nancy adli garsonu çagirmis ve "Bu aksam benim ile yemek yer
misiniz?" diye sormus.Nancy "Bilmem ki.. " diye kiritirken adam "Merak etme kizim, çekinecek bir sey yok. Bu Incil'de de yazili" demis. Nancy biraz saskin bir eda ile "Peki" demis.  Aksam lokantada bulusup yemis içmisler. Yemek bitince adam Nancy'i odasina davet etmis, Nancy "Hayir gelemem" diye cevap verince de adam "Merak etme Nancy, çekinecek bir sey yok. Bu İncil'de de yazili" demis.ancy yine saskin saskin "Peki" demis.
Adamin odasina çikmislar, bir kaç kadeh içip biraz müzik dinlemisler. Sonra adam Nancy ile sevismek istemis. Nancy "Hayir , katiyen olmaz.." diye itiraz edince adam yine "Merak etme kizim, çekinecek birsey
yok. Bu Incil'de de yazili" demis.Nancy "Hani? Incil'in neresinde yazili? Göster bakalim" deyince adam bas ucundaki otel Incil'ini almis, Nancy'e kapagin içini göstermis. Orada bir kalem ile yazilmis su cümle varmis "Bardaki garson
kiz Nancy, muhtesem sevisiyor!"
 

KADINLAR AKILLIDIR

Kadinin biri bir gun golf oynarken topu ormana kacmis. Topunu aramaya  koyulmus ve tuzaga yakalanmis bir kurbaga gormus. Kurbaga ona, "Beni bu tuzaktan kurtarirsan, sana 3 dilek hakki taniyacagim". Kadin onu kurtarmis, kurbaga da "Tesekkur ederim, ama sana dileklerinle ilgili bir  kosulu soylemeyi unuttum. Ne dilersen dile, kocan 10 kat iyisine veya  fazlasina sahip olacak!" Kadin "Tamam" demis. Ilk dilek olarak dunyadaki en guzel kadini olmak
istemis. Kurbaga onu  uyarmis, "Bu dilek, senin kocani da dunyanin en yakisikli adami yapacak ve kadinlar
onun basina ususecek" Kadin, "Bu onemli degil, cunku ben en guzel kadin olacagim, onun gozu benden baskasini gormeyecek". Kadin , dunyadaki en guzel kadin olmus.Ikinci dilek olarak, dunyadaki en  zengin kadin olmak istemis. Kurbaga da, "Bu kocani dunyadaki en zengin adam yapacak, senden de 10 kat zengin olacak" demis.
Kadin,"Bu da onemli degil, cunku benim olan onun, onun olan da benimdir", Kadin d?nyadaki en zengin kadin oluvermis. Kurbaga, ucuncu dilegini sordugunda, kadin "Hafif bir kalp krizi gecirmek istiyorum" demis...
 

HACKER TEMEL

DEAR RECEIVER,
 You have just received a Turkish Laz virus. Since we are not so  technologically advanced in Trabzon-Turkey, this is  a MANUAL virus.  Please delete all the files on your hard disk yourself and send this  mail to everyone you know. Thank you very much for helping us.
Hacker Temel
 

TEMEL'İN MARS PAZARLIĞI

NASA Mars'a adam gonderecekmis. Sadece bir kisi gidebilecek, giden de geri donemeyecekmis.
 Ilk aday olan muhendise bu is icin ne kadar isteyecegini sormuslar:   "1 Milyon Dolar" demis ve eklemis "Fakirlere bagislayacagim." Ikinci aday olan doktora da ayni soruyu sormuslar. Doktor:  "2 Milyon Dolar" demis."Bir milyonunu aileme bir milyonunu da tibbi arastirmalara bagislayacagim." Ucuncu aday olan Temel ayni soruya  "3 Milyon Dolar" diye cevap verince yetkililer digerleri bu kadar az isterken kendisinin neden 3 milyon istedigini sormuslar.
Temel Turkiye'den kalma aliskanlikla yetkililere dogru egilmis,kisik bir sesle: "1 milyonunu ben alirim,  1 milyonunu size veririm,  muhendisi de Mars'a gondeririz."

KAYSERİLİ TAKSİDEYKEN

Taksinin yokuşta freni patlamış,müthiş bir hızla aşağıya doğru iniyor.Kayseri'li müşteri bağırmış:

-Durdur şu arabayı

Şoför panik içinde:
-Durduramıyorum frenler patladı
Kayseri'li müşteri:

-O zaman taksimetreyi kapat

Ferrari ile Murat

Delikanli yillar sonra  kavustugu elden dusme  Murat arabasiyla yolculuk  yaparken bir anda araba  ariza  yapar.
Yolun kenarina ceker. Motor kapagini acar, ne  oldugunu  anlamaya calisirken bir Ferrari yanina  yanasir.
"Hemserim, arabanin nesi var? Dilersen senin arabayi beninkine baglayalim, cekeyim seni ilk  tamirciye kadar." der. Cok sevinir bizimki. Hemen Murat' i  kalinca bir halatla  Ferrari' nin arkasina baglarlar. Ferrari' nin sahibi11 genci  uyarir, "Ben hiz yapmayi  cok severim. Eger farkinda  olmadan  asiri  hiz yaparsam,  sen selektor yapar  beni uyarirsin!" Delikanli "Tamam!" der  ve  yola  koyulurlar. Bir sure sonra Ferrari gaza basmaya baslar,  60, 80, 100... derken Murat  arkadan selektor  yapar. Ferrari durumu  hatirlar ve yavaslar, bir sure sonra Ferrari tekrar gaza  basar,  70, 80, 100... Murat tekrar hatirlatir.  Ferrari  yavaslar. Yollarina boyle devam ederlerken bir Lombarghini  Ferrari' ye yaklasir ve  "Kapisalim mi?" der. Ferrari yanitlar, "Nesine?" Lombarghini "340 km.ötedeki  benzinlige ikinci  varan, ilk varanin deposunu doldurur. Ferrari kabul eder ve yarisa baslarlar. 120, 140, 180, 220... Gaza basmaktadirlar.  O arada  trafigi kontrol eden polis  helikopterinde gorevli polis Temel merkeze bilgi vermektedir, "Komiserim, sehrin  kuzeyindeki yolda trafik guvenligi  tehdit altinda! 3 arac yaris yapiyor. Bir Ferrari ile bir Lombarghini saatte 300  km hizla yanyana  gidiyorlar, arkadan da bir Murat onlari>gecmek icin10  dakikadir selektor yapiyor!".

Üç Mektup

Padişah, Sadrazamı görevinden almıştı. Azledilen Sadrazam çelebi bir adamdı. Kendinden sonraki sadrazama görevi teslim ederken, eline üç zarf tutuşturdu. Kapalı zarflardı bunlar...
"Bak dostum..." dedi. Başın sıkışır, işler kötü gider ve içinden çıkılmaz hale gelirse, bu zarflardan birini aç. Ne yazıyorsa onu yerine getir."
Yeni sadrazam altı ay içinde çuvallamıştı. Aklına "üç zarf" geldi.
Birincisini açtı. Tavsiye şuydu:
"Senden önceki dönemleri kötüle..."
Yeni sadrazam bir altı ayı da, kendinden öncekileri yerin dibine batıra çıkara geçirdi.
Ne var ki, işler hiç de iyi gitmiyordu. Toplumsal patlama kapıdaydı. Aklına yine "zarflar" geldi.
İkincisini açtı. Tavsiye şöyle:
"Çevreni kötüle..."
Sadrazam, bu telkini de yerine getirmeye çalıştı. Bir altı ay da böyle geçti ama; yine de çuvallamaktan kendini kurtaramadı.
Ve son zarfı açtı.
Kader ağlarını örmüştü.
Bu zarfın içinden kağıdın üzerinde şunlarn yazılıydı:
"Sen de şimdi üç zarf hazırla..."

Herkesin bildiği....

Babıalinin ünlü bayan sanatçılarından birine Neyzen Tevfik senini için şıllık dedi" diye fitnelemişler. O ünlü yazar Neyzen'i aradı ve kalabalık bir yerde sıkıştırdı. "Teessüf ederim benim için ne söylemişsiniz?""Ne demişim?...""Siz bilirsiniz...""İnanın hanım kızım, ben herkesin bildiği şeyleri söyleyerek vakit geçirmem."

Allah korusun

Londra'da doktorun biri kralın özel doktorluğuna atandı. Doktor bu haberi bulunduğu okulun tahtasına yazarak müjdeledi:
"Hocanız, Kralımız 5'inci George'un özel doktorluğuna atandığını bildirmekle şeref duyar."
Muzip öğrencilerden biri de tahtaya şunları yazdı:
"Allah kralımızı korusun..."

Patrona Yakınlık

Uçakta hostes ypolculara içki ikram ediyordu. Bir papaza yaklaştı."Viski ya da cin?" Papaz eğilip sordu:"Kaç metrede uçuyoruz?""Ondörtbin metere yüksekteyiz.""İçmeyeyim. Patrona epey yaklaşmışız.Sen Bana çay ver."

Saati durmuş
Temel, Tıp Fakültesi'nin devamlı öğrencilerinden biriydi. Hocalarıyla sık sık birlikte viziteye de çıkıyordu.
Hoca, Temel'den bir hastanın nabzını ölçmesini istedi.
Temel hastanın bileğini tuttu, saatine baktı ve sonra Hoca'sına döndü:
"Ya bu hasta ölmüş, ya da benim saatin durmuş..." dedi.

Bektaşi'nin duası
Bektaşi cemaatle birlikte camide dua ediyordu. Herkes "Allahım, din ver, iman ver" diye dua ederken, Bektaşi "Allahım şarap ver" diyordu.
Çok geçmeden cemaatten biri fırladı: "Bre zındık,. Allah'tan şarap istenir mi?" diye bağırdı. Bektaşi düşündü, düşündü şu yanıtı verdi:
"Ne yapalım. Herkes kendinde olmayan şeyi istiyor. Bende şarap yok"

Parkta dolaşma

Genç kız sordu:
"Anne hava karardıktan sonra bir delikanlı ile dolaşmanın sakıncası var mı?"
"Devamlı olarak yürüyecek olursan, yoktur kızım. Ben de gençliğimde yürürdüm"
"Ya sonra?.."
"Hep yürürdüm tabii... Bir kere duracak oldum, sen dünyaya geldin!"

Üçüncünün kaderi

Üç kedi bir damda buluşmak üzere sözleştiler. Biri:
"Benim Acem kırması güzel yavrularım olacak" dedi.
İkincisi devam etti: "Benimki de Siyam olacak..."
Üçüncüsü karnını keyifli keyifli yalarken konuya girdi ve noktaladı:
"Ben birşey bilmiyorum. Kafam çöp tenekesindeydi."

Vapur geliyor

Kazaya uğramış iki arkadaş, batmak üzere olan sal üzerinde umutlarını yitirmişlerdi. Biri diz çöküp yalvarmaya başladı.
"Tanrım... Korkunç bir imansızım. Beni kurtarırsan, tövbeyle dolu bir yaşam sürdüreceğim. Manastıra kapanacağım..."
Tam bu sırada arkadaşı omzuna vurdu:
"Kes..." dedi. "Bir vapurun geldiğini görüyorum."

Tecrübe konuşuyor

Çok zengindi. Gazeteciler bu işin sırrını sordular.
"Bu büyük serveti nasıl yaptınız?.."
Yanıt tek kelime oldu:
"Akıllı oluşumla..."
"Aklı size kim öğretti?"
"Tecrübelerim..."
"Tecrübeleri nasıl elde ettiniz?"
"Aptallığımla..."

O zaman seyret

Hoca yeni geldiği kasabada ev kiralayacaktı. Gösterdikleri eve girince baktı ki, hane pek harap. Yüzünü buruşturup, ev sahibine:
"Tahtalar gıcırdıyor" dedi. Adam hazır cevap:
"Evim sofudur. Arasıra aşka gelip zikreder."
Hoca karısına döndü:
"Hadi gidelim..." dedi. "Aklına eser bir de secdeye varırsa, o zaman seyreyle gümbürtüyü"

Aptal adam

Yargıç davacıyı göstererek sordu: "Aptal dediğiniz bu zatı tanıyor musunuz?"Sanık: "Tanımasına tanımıyorum ama; aptal olduğunu biliyorum.""Nereden biliyorsunuz?""Bir sürü insanın ortasında, aptal diye bağırdım. Bana mı söylüyorsun, diyerek yanıma geldi."

Yardım için...

Hakim, kaynanasını dövmekten sanık bir adamı yargılıyordu. Şahide sordu:
"Bu adamı kaynanasını döverken gördün mü?.."
"Gördüm efendim..."
"Neden müdahale etmedin?"
"Neye müdahale edeyim. Yardıma ihtiyacı yoktu ki, rahat rahat dövüyordu."

Hesabı kim ödeyecek?

Genç bir kız büyükannesi iye bir mağazaya girdi, kendisine yiyecekmiş gibi bakan tezgahtara sordu:
"Bu kadifenin metresi kaça?"
"Bir öpücük efendim..."
"Pekala on metre keser misiniz?"
Kız sarılan paketi aldı ve :
"Şimdi hesabı büyükannem ödeyecek..." dedi.

Asıl mesele

Bir dram artisti, ünlü bir komedi sanatçısıyla alay ediyordu:
"Milleti güldürmenin ne değeri var." dedi."Anlayamıyorum. Zor olan ağlatmaktır. Ben onu yapıyorum."
Ötekinin yanıtı şöyle oldu:
"Senin yaptığını soğan da yapar. Bana milleti güldüren bir sebze gösterebilir misin?"

Papağan

Temel nişanlısının evine gitmişti. Fırsatı bulup tam kızı öptüğü sırada odadaki papağan
"Sevgilim, beni öpen ilk erkek sensin..." diye konuşmaya başlayınca; "Ne akıllı kuş..." dedi Temel:"Seni öpen ilk erkek olduğumu bildi."
 

Bir gözünü kapat

İki Karadenizli içip içip coştular. Gece yarısından sonra yalpalayarak evlerine dönerken Cemal elektrik direğine fena çarptı ve inlemeye başladı:
"Çok fenayum... Her şeyi çift görüyorum."
Temel, arkadaşına akıl verdi:
"Ha bi gözünü kapat daaa"

Ayak ve kafa

Öğrenci Cemal profesör Temel'e sordu:
"Kafa aşağı çekilince, kan beynimize hücum ediyor, değil mi?
"Evet öyle oluyor!"
"Ama hocam bütün gün ayakta geziniyoruz. Kan niye ayaklarımıza hücum etmiyor?"
"Cemal... Ayakların da kafan gibi boş değil ki!.."

Postun içindeki...

Sonradan görmenin biri, sırtındaki pahalı kürkle çevreye çalım satıyordu. Önceleri susan Bektaşi babalarından biri dayanamadı, adama bir ders vermeyi kafasına koydu ve konuştu:
"O sırtına geçirdiğin kürkle kurulup durma; caka satma... Unutma ki, o kürk onca zaman içinde taşıdığı sahibini bile hayvanlıktan kurtaramadı."

Son vagon

Temel hayatında ilk kez trene biniyordu. Arkadaşı Cemal uyarıda bulundu:
"Sakın ha. trenun son vagonuna pinmeyesun. Kazalarda en büyük hasarı, son vagon cöreyu..."
Temel, bir süre bu uyarının ne anlama geldiğini düşündü ve Cemal'e sordu:
"Ula Cemal... Haçan ha pu trenciler punu biliyler da, neden son vagonları takayiler?.."
 
 

Ne getireyim?

Fırtınada rota kaybolmuştu.
Temel: "Pusulayı getirin..." diye bağırdı.
"Pusula yok. Ne getirelim..." dediler.
"Kelimeyi şehadet..."

Rahatsız etmeyelim dedik

Temel doktoru gece yarısı aradı.
Anlattığı şeyler de, hiç de o saatte uyandırmayı gerektirecek şeyler değildi.
Doktor kızgınlıkla:
"Yahu kardeşim, bunun için sabah arasaydınız ya..." dedi.
Temel'in yanıtı şöyle oldu:
"Sabah sabah rahatsız etmeyelim dedik...
 

Beni mi buldun?

Dört bin işsiz Marsilya'da miting düzenlemişlerdi. Kalabalığın sessizce ilerlediği bir sırada, seyircilerden biri Korsikalı göstericiye yanaşıp "Yarın sabah ofisime gel. Sana iş vereyim..." dedi.
Korsikalı gösterici, adama ters ters baktı:
"Git işine be adam..." dedi ve ekledi: Bula bula bu kalabalığın içinde beni mi buldun?"

Takma diş...
Sinemada koltukların altında birşeyler arayan adam ortalığı aşağa kaldırdı.
Herkesi yerinden kaldırmış, keyifleri kaçırmıştı. Sonunda öfkeli bir seyirci:
"Ne arıyorsun be adam?" dedi.
"Karamelamı arıyorum..."
"Karamela mı?.. Bir karamela için herkes rahatsız edilir mi?"
"Beraberinde takma dişim var..."

Gazeteler yazar

Bankayı soyan hırsızlar, paralarla birlikte evlerine kapağı attılar. Geçirdikleri büyük heyecanı, biraz uzanmakla yatıştırdıktan sonra, biri sordu:
"Ne kadar para kaldırdık; merak etmiyor musun? Kalk şunları sayalım."
Öbürü oturduğu divanda tembel tembel gerindi:
"Sorduğun şeye bak... Yarın gazeteler yazınca anlarsın!"
 

Pazarlığa kaldı

Bir toplantıda gazeteci Brigitte Bardot'a sordu:
"Yarım milyon dolar karşılığı bir erkekle yatar mısınız?"
Brigitte Bardot: "Mümkün, olabilir..." dedi.
"Ya beş dolar karşılığı..."
"Siz beni ne zannediyorsunuz?.."
"Ne olduğunuzu öğrendik de iş pazarlığa kaldı."

Öbür tarafa geç

Komedyenin biri, çakır keyif bir kulübe gitti. İçerinde hoşlanmadığı birkaç kişiyi görünce yüksek sesle bağırdı:
"Baylar, bayanlar. Sağda oturan birkaç ayı ile solda oturan birkaç maymun hariç hepinizi saygı ile selamlarım..."
İri kıyım bir adam yumruklarını sıkarak ayağa kalktı: "Bana bak, ben ayı değilim."
Komedyen tavrını bozmadan konuştu:
"Peki, o halde öbür tarafa geç..."

Nasıl bildin?

Bir Karadenizli gururlana gururlana anlatıyordu:
"Pizum memleçette üç kabadayu vardır?"
"Kimdir bunlar?"
"Biri emicemin oğli, biri tayimin oğlidur. Diğerini demem..."
"Diğeri sakın sen olmayasın?"
"Uy cözünü sevdiğum. Nasıl da pildun. Yoksa gözlerimden mi tanidun?"
 

Akıllı çırak

Bakkal Ahmet dükkandan çıkarken çırağına tembih etti:
Bak oğlum.. Nuri bey gelirse söyle beni beklesin. Onbeş dakikaya kadar geleceğim."
Çırak Hasan, ustası daha dükkandan çıkmadan sordu:
"Peki usta! Ya Nuri bey gelmezse ne diyeyim?"

Yardım için...
Hakim, kaynanasını dövmekten sanık bir adamı yargılıyordu. Şahide sordu:
"Bu adamı kaynanasını döverken gördün mü?.."
"Gördüm efendim..."
"Neden müdahale etmedin?"
"Neye müdahale edeyim. Yardıma ihtiyacı yoktu ki, rahat rahat dövüyordu."

Uyuyan kadın

Polonyalı ünlü piyanist Ladislas Saresky, Paris'te verdiği resitalin ikinci bölümünde dinleyiciler arasında bir kadının uyuduğunu gördü.
Konser salonunda uyuyan kadın, alkış tufanı ile uyanınca, sanatçı kadına eğilip konuştu:
"Ben elimden geldiğince yavaş çalmaya gayret ettim. Ne yazık ki, alkışlara mani olamadım."
 
 

Oyun

Temel, bir binanın önünde durmuş, arkadaşları da çatıya çıkmış.
Temel aşağıdan arkadaşlarına,
-Ula sen iki kolunu yana aç aşağı öyle attla demiş.
Birincisi atlamış gümm.
-İkinciye sen sadece sağ kolunu yana aç, öyle atla! demiş.İkinci de
atlamış
gümm.
Üçüncüye sen iki kolunu yanına yapıştır öyle atla demiş. O da gümm.
Yoldan gegen bir adamin dikkatini çekmiş sormuş,
-Kardeşim siz ne yapıyorsunuz Allah aşkınna demiş.
Temel cevap vermis,
-Tetris oynayruz.

Kafama takmıyorum

Şimdi efendim bizim Karadenizli vatandaşlarımızdan birisi (yaniTemel)
oldukca şiddetli bir ishale yakalanmis ve hastaneye gitmis.Tabii ilk
muayaneyi yapan doktor bakmış
ve hemen intaniye bölümüne sevketmis. İş bu ya bizimki her nasilsa
evraklar karisip intaniye yerine psikiyatriye yatırılmış. O da pek ne oldugunu
anlamamis ya..
     Aradan şoyle 1-2 hafta geçince sevki yapan doktor psikiyatri
bolumunde bir arkadaşını görmeye gitmiş... Tam çıkıyormuş ki..bizim Temel orada...
      -- Yahu , demis... sen ne arıyorsun burada.
      -- Bilmeeeeem... beni buraya yatırdılar
      -- Eeeee... n'oldu? ... ishalin geçti mi bari?
      -- Yok canım... aynı hızda devam ediyor .. ama artık kafama
takmıyorum !

Mum
Amerikalının biri geri kalmış bir ülkede hapishaneye gitti. Bu sırada hücrelerden birinden sesler yükseldi. Hapishane müdürüne sordu: "Bir mahkumu idam ediyorlar" yanıtını aldı.
Amerikalı "Vahşice bir infaz bu. Biz mahkumu elektrik sandalyesine oturturuz" dedi. Hapishane müdürü güldü: "Bizim kasabaya elektrik gelmediği için biz o işi mumla yapıyoruz"

Geri getirdi

Akıl hastanesinde delinin biri gardiyana:
"Yahu..." dedi. "Fena halde susadım, bana iki şişe bira ver."
Gardiyan delinin suratına iki tokat patlattı:
"Al bakalım iki şişe bira sana. Şimdi git odana uslu uslu otur"
Deli bu ikazı onuruna yediremedi.
Sabaha kadar uyumadı.
Sabah olunca doğru gardiyanın odasına gitti ve iki tokat patlattı.
"Bu ne oluyor?" dedi gardiyan.
Deli:
"Hiiiç..." dedi. "Şişeleri geri getirdim."

Üç şişe bira

"Gecenin bir vaktinde papazın telefonu çaldı. "Alo" diye bir kadın sesi
konuştu:
"İstasyon Meyhanesi mi? Bana üç şişe bira gönderir misiniz? Ben Bayan Dupont..."
"Aman bayan ben de mahallenin papazıyım."
"Yaaa" diye hayret etti kadın. "Peki bu saatte siz orada ne arıyorsunuz Papaz efendi?"

Albay

Çavuşun biri, karargah avlusunda bir sağa, bir sola yalpalayan sarhoş eri durdurdu: "Bu ne hal?" dedi. "Böyle içmeseydin günün birinde belki çavuş olurdun"
Sarhoş er yalpalamaya devam ediyordu. Peltek peltek konuştu: "Boşver..." dedi. "İçince albay oluyorum."

Gayret kendinden

Ünlü Fransız hakimi Pierre Janin, İspanya'ya elçi olarak gönderilmişti.
Asil olmayan birisinin elçi olarak atanması İspanya'ya karşı hakaret sayıldı.
Sarayda verilen bir ziyafette Kral sordu:
"Siz asil misiniz?"
Janin gururla yanıtladı:
"Elbette!.."
Kral bir daha sordu:
"Kimin oğlusunuz?"
Janin'in karşılığı şöyle oldu:
"Kendi gayretlerimin..."
Bu sözler kralın çok hoşuna gitmişti.
O günden sonra Janin, saray davetlerinin değişmez kişisi oldu.

Sinek

Müşteri garsona çıkışıyordu:
"Buraya bakın... Bira bardağını doldurmamışsınız."
"Nasıl olur ? Üstünden bira içtiğiniz için böyle görünüyor"
"Yooo, içmedim hiç!.."
Garson sırıttı ve bardağı gösterek sordu:
"Peki, biranın üstünde yüzen sineğe ne oldu, öyleyse?".

İntikam

Postacının her gün yedinci kata tırmandığını gören kapıcı merak etti. Bir gün yedinci kattaki kiracıya sordu:
"Size çok mektup geliyor galiba?"
Adam güldü: "Hayır..." dedi. "Postacıya kızdım da, ona eziyet olsun diye her gün kendime mektup yolluyorum."

 

Catherina Zeta Jones ve Jennifer Lopez

Birgün ormancının biri dalları nehrin üzerine sarkan ağacın dallarını keserken baltasını suya düşürür.
"Aman tanrım" diye bağırdığında tanrı belirir ve "Ne diye bağırıyorsun?" der.
Ormancı baltasını suya düşürdüğünü ve yaşamını sürdürebilmek için o baltaya  ihtiyacı olduğunu söyler. Tanrı suya dalar ve elinde bir altın balta ile tekrar belirir.
"Baltan bu muydu?" diye sorar.
Ormancı "Hayır" diye cevaplar.
Tanrı suya tekrar dalar ve bu sefer elinde gümüş bir balta ile tekrar belirir ve yine sorar;
"Baltan bu muydu?"
Ormancı yine "Hayır" diye cevaplar.
Tanrı suya tekrar dalar ve bu sefer elinde demir bir balta ile tekrar belirir ve yine sorar;
"Baltan bu muydu?"
Ormancı "Evet" der.
Ormancının dürüstlüğü tanrının çok hoşuna gider ve baltaların üçünü de kendisine verir. Ormancı mutlu bir şekilde evine döner. bir zaman sonra ormancı
eşiyle birlikte nehir boyunca yürürken karısı suya düşer ve ormancı;
"Aman tanrım" diye bağırır.
Tanrı yine belirir ve sorar.
"Ne diye bağırıyorsun?"
Ormancı "karım suya düştü" der.
Tanrı suya dalar ve Jennifer Lopez ile birlikte geri döner.
"senin karin bu mu?" diye sorar.
ormancı "evet" der.
Tanrı sinirlenmiştir;
"yalan söylüyorsun. gerçek bu değil" der.
Ormancı;
"Özür dilerim tanrım. ortada bir yanlış anlaşılma söz konusu. eğer Jennifer Lopez için hayır deseydim bu sefer Catherine Zeta-Jones ile geri dönecektin. ona da hayır deseydim karımla dönecek ve her üçünü de bana verecektin. tanrım... ben fakir bir  adamım ve üç karımın sorumluluğunu taşıyabilecek durumda değilim. Jennifer Lopez'e evet dememin sebebi budur.

Boş oturmak için

Bir gün bir tavşan, ağaç dalında boş boş oturan baykuşa sordu:
-Senin gibi bütün gün boş boş oturabilir miyim?
-Tabii, neden olmasın.
Tavşan da öyle yaptı. Birdenbire bir kaplan ortaya çıktı ve tavşanı yedi!

Boş boş oturmak için çok çok yüksekte oturuyor olmanız gerek...
 

Yükselmek için


Hindi: Şu ağacın en üst dalına çıkmak istiyorum ama hiç gücüm yok...
İnek: Neden benim dışkımdan biraz yemiyorsun? Onlar besin deposudur.
Hindi bir parça dışkı yedi ve gerçekten bunun İlk dallara ulaşacak kadar enerji verdiğini farketti. Ertesi gün biraz daha yedi ve ikinci dala ulaştı. Birkaç gün sonra ağacın en üstüne çıkmayı başardı.
Aniden bir çiftçi ağacın tepesindeki hindiyi farketti ve onu vurdu.
(Afedersiniz) Bok yemek sizi en üste çıkartabilir. Ama orda kalmanızı sağlayamaz...

Müdür olmak için

Vücut ilk kez bina edildiğinde hangi organın müdür olacağı tartışması başlamış. Beyin, vücudun bütün işlevlerinin kendisine bağlı olduğunu, o olmazsa vücudun yaşayamayacağını söylemiş. Ağız, yemek yemezse vücudun
açlıktan öleceğini söylemiş. Eller, dışarıdaki bütün işi yapanın kendisi olduğunu söylemiş. Birden göt ortaya atlamış ve müdürün o olması gerektiğini söylemiş. Bütün organlar ona gülmüş. Buna kızan göt faaliyetlerini durdurmuş. Bir gün, iki gün derken organlar artık dayanamamışlar. Ve göt müdür olmuş.
Müdür olmak için beyne sahip olmanız gerekmiyor. Herhangi bir göt bunu yapabilir...
 

Üzerinize Bok Atan Herkes Düşmanınız değildir.
Küçük bir kuş kışı geçirmek üzere güneye gidiyordu. Hava çok soğuktu ve kuş donarak yere düştü.
Yerde öylece yatarken bir inek geldi ve üzerine bir parça dışkı bıraktı. Donmak üzere olan kuş dışkının sıcaklığıyla ısındı. Çok mutlu oldu, neşe içinde şarkı söylemeye başladı. Oradan geçmekte olan bir kedi kuşun sesini duydu. Onun nerede olduğunu keşfetmekte gecikmedi. Kuşu dışkıdan sıyırdı ve yedi!
1. Üzerinize bok atan herkes düşmanınız değildir!
2. Sizi boktan kurtaran herkes dostunuz değildir!
3. Bokun içine düştüyseniz çenenizi kapalı tutun!

Değişmeyen tek şey

Bir gün adamın biri, randevuevinden çıkma bir papağan alıp getirmiş eve...Papağan şöyle bir bakmış yeni geldiği eve; evin hanımını görünce:
- Hım, demiş, patroniçe değişmiş...
Derken evin genç kızlarını görmüş:
- Hım, demiş, sermayeler de değişmiş.
> Akşam eve dönen beyi görünce de:
- Hım, demiş, sadece müşteri değişmemiş....
 

Zevkin sonu

Küçücük erkek bir çocuk, batan bir gemiden bir rastlantı sonucu kurtulup, ıssız bir adaya çıkmış ve tek başına yaşayarak güçlü bir delikanlı olmuş orada.
Yıllar sonra yine batan bir gemiden kurtulan genç bir kadın çıkmış aynı ıssız adaya...
Genç kadınla delikanlı, ister istemez karşılaşmışlar. Kadın hemen anlamış, delikanlının cinsellik konusunda hiçbir fikri, hiçbir deneyimi, hiçbir bilgisi olmadığını ve ona cinsel ilişkinin ne olduğunu, tatbiki olarak göstermeye başlamış:
- Bak işte dudak dudağa öpüşme böyle olurr... Bu da bunun içine girip çıkar... Bu da işte değişik bir pozisyon... Gel hadi bir daha deneyelim...
Bir süre sonra kadının yanına çömelen delikanlı başlamış ağlamaya. Kadın şaşırmış:
- Neden ağlıyorsun, demiş; böyle bir ilişşki senin de hoşuna gitmedi mi, zevk almadın mı, mutlu olmadın mı?
Issız adada tek başına büyümüş olan oğlan:
- Gitti gitmesine ama, demiş, bak sonundaa benim tek bıçağım kırılıp yumuşadı. Oysa ben onunla kıyılardaki kumlu toprakları kazıyor, oralara gömülü kalmış midyeleri çıkararak karnımı doyuruyordum.

 

 

 

Main page/Ana sayfa, AIDS, hepatitis, substance abuse/AIDS; hepatit, madde bağımlılığı, GöztepeLIST, Quatrains from Omar Hayyam/Ömer Hayyam'dan seçtiklerim, Poems from Ataol Behramoğlu /Ataol Behramoğlu'ndan seçtiklerim, Epigrams/Özlü sözler , Atatürk'ten yöneticilere öğütler , Jokes/Fıkralar,
Classical music/Klasik müzik, Curriculum vitae/yaşam hikayem, Personal interests/Kişisel ilgi alanlarim, Links/Linkler, Ege Üniversitesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD, Links/Linkler, Best tourist guides in Ephesus

En son 14 Mayıs 2006'da yenilenmiştir.
 
 

 

ÖNERİLERİNİZ VE YORUMLARINIZ İÇİN E-MAIL ADRESİM sipahio@goztepelist.org .