FIKRALAR
ÜÇÜ DE
Avukat, müvekkiline telgraf çekti: "Basınız
sağolsun. Karınızın gömülmesini mi, mumyalanmasını mi, yoksa yakılmasını mi
sağlayalım?"
Ertesi gün cevap geldi: Emin olmak için üçü de
yapılsın."
İKİ VAKALIK MANTAR SEHİRLENMESİ
SERİSİ
Heey dostum iyi haberlerini
aldim, evlenmissin!! evet bu 4. oldu onceki ücüne ne oldu peki? ücü de öldü..
yapma ya.. cok uzuldum.. nasil oldu peki?
ilk karim yedigi mantarlardan zehirlenerek öldü bu
korkunc bisey.. peki ya ikincisi?o da mantar zehirlenmesinden öldü. tanrim ne
kaderin varmis senin... ya
ücüncüsü? yoksa o da mi... hayir hayir.. o boynu
kirilarak öldü anliyorum.. kazaydi yani.. hayir... mantarlari yemedi....
DEĞİŞTİRMEK ÜZERE
Yamyam baba-ogul balta girmemis ormanda dolasirken
nehirde yikanan genç ve çok güzel bir kadin görürler. ogul sorar: ne dersin
baba, yiyelim mi onu? baba bir an düsündükten sonra: -hayir, bunu eve götürür,
onun yerine anneni yeriz!
ARKAYA GEÇ
Bir adam sabah yururken ilginc bir cenaze kafilesi farkeder;
onde giden kopekli bir adam, arkasinda bir tabut ve
"siraya gec" !!
SADRAZAM HAMAMDA
Günlerden bir gün
Hamama gideceği tuttu
Sadrazam hazretlerinin
Bir yanında birinci veziri
Bir yanında ikinci veziri
Bir yanında üçüncü veziri
Sonra efendime söyleyeyim
Peşkircibaşısı
Nalıncıbaşısı
Sabuncubaşısı
Velhasıl tam dört yüz kişilik kafile
Peştemal takıp girdiler hamama
Geçtiler kurnaların başına
Üçer beşer
Sadrazam derseniz
Kuruldu göbek taşına
Yan gelip yattı
Memleketin en ünlü tellakları
Sardılar dört bir yanını
Kimi elini kaptı kimi bacağını
Bir keseleme, sürtme faslıdır başladı
Tamam on iki saat
On iki ünlü tellak
İncitmeden keselediler
Hazretin mübarek vücudunu
Öylesine kir çıktı ki sormayın
Her biri nah parmağım gibi
Aman efendim bu ne kiri
Demeye kalmadı
Keselerin altında
Eriyip gitti
Koskoca sadrazam
Bütün maiyet erkanı yerinden fırladı
Nittünüz Devletliyi
Dediler tellaklara
Tellaklar cevap verdi:
Biz yıkadık keseledik
Devletlinin kirden ibaret olduğunu bilemedik
Suç bizde değil
Neyleyelim
Kir bitti
Sadrazam elden gitti
Ümit Yaşar Oğuzcan
LUNAPARK
Fadime ile Temel lunaparka giderler
fadime dönen salincaklara binmek ister ama Temel 'olmaz fadime, donun gozukur'
diyerek karsi cikar
salincaga cok binmeyi isteyen Fadime temel arkasını dönüp başka bir seyle
ilgilendigi anda Temelden gizli salincaga biner arkasını donen
Temel Fadimeyi salincaga binmis olarak görünce bağırır : 'Fadime niye pindun
donun kozukcek 'der, Fadime cevap verir 'merak etme ...cikarttim.
FINDIK
Temel nisanlisi Fadime ile findik tarlalarini geziyormus. 'Bak
Fadime' demiş, 'butun bu tarlalar benim. ama bir tanecik findik koparırsan,
seni oraya yatiririm ona gore.'
Bunu duyan Fadime' nin gözleri parlamış, hemen koşup bir tane findik kopartmış.
Temel sozunun eri ya, Fadimeyi findik agacinin altina yatirmis..Bu cezadan
memnun kalan Fadime, ustunu basini toparlayip, ayaga kalkar kalkmaz bir findik
daha kopartmis. Temel bir kez daha .... Bir findik daha.....Temel 5. findiktan
sonra perişan ayaga kalkmis, bitkin bir halde Fadimeye dönüp; 'bak Fadime '
demiş eliyle tarlaları gostererek, 'burdan sonrasi Fiskobirliğin'
TEMELİN TAVUKLARI
Temel tavukçuluk yapmaya karar vermiş ve şehirden 1000 tane tavuk almış köyüne
gelmiş ve bunları bacaklarınden toprağa gömmüş ve sulamış ancak 2 gün
sonra bir bakmış tavukların hepsi ölmüş . Bu duruma çok kızan ve ne yapacağını
bilemeyen Temel hemen Trabzon'daki ziraat odasına durumu anlatan bir yazı
yazmış yazıda tavukları toprağa ayaklarından gömdüğünü ancak tavuklarının
öldüğünü yazmış . 2 gün sonra Trabzondan yanıt gelmiş : Yazdığınız
mektup elimize ulaştı . Durumu anladık ancak daha iyi bir araştırma için lütfen
topraktan örnek yollayınız ...
TEMELİN ÇORAPLARI
Temelin ayağında bir teki siyah bir
teki beyaz çorabı gören arkadaşı soruyor; - Gözlerime inanamıyorum bu
nasıl çorap ?? Temel: - İnanmayacaksın ama evde bunlardan bir ççift daha
var!...
GENERAL ELECTRIC
Temel askere gitmiş , uygun adım yürümeyi , selam çakmayı öğrenip
cezadan kurtulmak icin çok çalışmış , sonunda da başarmış . Herkes memnun
olmuş , ama dikkatlerini çekmiş, Temel ikide bir yemekhanedeki buzdolabının
önünden geçerken selam çakıyormuş . Bir gün dayanamayıp sormuşlar :
" Ula Temel , öğrendin bu işi artık . Ne diye talime devam edip duruyorsun
?" Temel bakmış , bakmış , sonrada "ne talimi haçan , General
Electric yazıyo . Ola içindedur , neme lazım ceza yemekten
iyidir " demiş ...
YAVAŞLA
Temel otobanda gazı köklemiş , gidiyor...
Bakmış bir tabela : "YAVAŞLA
15 km."Talimata uyarak 15 km.ye düşmüş
Temel...Yolun en sağından tıngır mıngır gidiyor ... Ama meraktan da çatlayacak
. Uflaya
puflaya bir saat daha gittikten sonra yeni bir tabela görmüş : "
YAVAŞLA'YA HOŞGELDİNİZ , NÜFUS 2500 "
TEMEL POİSKEN
Temel trafik polisi , kuralları ihlal eden bir milletvekilinin
otomobilini durdurmuş , ceza yazacak . Milletvekilinden o meşhur laf :
" Sen benim kim olduğumu biliyormusun ? " Temel telsizine sarılmış
:"Amirim , birisini çevirdim . Adam kim olduğunu bilmiyor , bana soruyor
!..".
ASTRONOT TEMEL
Temel Marsa gidecek ilk astronottur . 10 milyar dolarlık muhteşem bir
uzay gemisi ile giden Temel'den dönüşe dek haber alınamayacaktır . Temel
10 yıl sonra geri döndüğünde flaşlar patlar , herkes merakla etrafını sarar :
" Marsta hayat var mı ???" Temel omuzlarini silker : " Yok
..." Bilim adamları , basın ve tüm dünya hayal kırıklığı içindedir .
Temel'i uçağa bindirip Trabzona uğurlarlar . Aksam evinde ailesi ile TV 'den
kendi dönüşünü seyreden Temel'in oğlu sorar : " Buba yahu hakikaten Mars
'ta hayat yok muydu ?" Temel yine omuzlarını silker : " Haçan saat 11
dedin miydu bütün tükkanlar kapaniyi ! Sen puna hayat mi diysin ? "
ADINI UNUTTUM DA
Genç adam yasli kari-kocanin evlerine
misafir olur. 75 yasindaki amca karisindan bir fincan daha çay isterken
"Çiçegim, bir bardak daha verir misin?" der.Sonra da "petegim,
hiç sekersiz lütfen" diye ekler Kendisine 65 yasindaki tatli karisinin
getirdigi tavsan kani çayi alirken de "bebegim, sana çok zahmet oldu"
diye ekler.Genç
adam, yasli amcanin karisina kullanidigi sevgi sözcüklerinden çok etkilenir
"Amcacigim, kaç yillik evlisiniz?" diye sorar.Yasli ama dinç
adam,"40 seneyi geçti evladim der.
Genç adam: "Vallahi masallah, Allah muhabbetinizi arttirsiniz. Sürekli
çiçegim, petegim, bebegim gibi güzel sözlerle hitap ediyorsunuz galiba"
Yanaklari pembelesmis teyze "Dogru, bir kaç yildir hep bana böyle hitap
ediyor" deyip mutfaga dogru yöneldiginde yasli amca genç adamin kullagina
dogru egilerek: "Siisst, çaktirma, 2 sene önce adini unuttum, hala
hatirlayamiyorum".
TURKISH HELL
Dört samimi arkadas ayni arabada yolculuk ederken trafik kazasinda
ölürler. Azrail "Türk cehennemine mi avrupa cehennemine mi gitmek
istersiniz?" diye sorar.
"Fark nedir?" diye sorarlar. Azrail "Avrupa cehenneminde
hergün bir kepçe, Türk cehenneminde hergün bir kova bok yersiniz"
der. Üç tanesi "biz Türk dogduk,Türk ölürüz" der. Bir tanesi
ise uyaniktir, Avrupa cehennemini seçer. Ve aradan epey zaman seçer
avrupa cehennemindeki adam artik kepçe kepçe yemekten bikmistir,
arkadaslarinin durumunu merak eder, hallerini görmek için ziyarete gider.
Oysa onlar şen sakrak gülerek karsilarlar onu. Dayanamaz sorar: "Ben
bir kepçesini azmedemezken siz hergün bir kova bok yiyip nasil bu kadar neseli
olursunuz?" "Oglum oglum" derler "burasi Türk cehennemi,
birgün bok olur kova olmaz, birgün kova olur bok olmaz, bir gün görevli işe
gelmez, 3 aydir bir bok yedigimiz yok!"
OKYANUS VE SU BİRİKİNTİSİ
Bir adamcagiz kötü yoldan para kazanip
bununla kendisine bir inek alir. Neden sonra, yaptiklarindan pisman olur ve hiç
olmazsa iyi birsey yapmis olmak için
bunu Haci Bektas Veli'nin dergahina kurban olarak bagislamak ister. O zamanlar
dergahlar ayni zamanda asevi islevi görüyordu. Durumu Haci Bektas Veli'ye
anlatir ve Haci Bektas Veli helal degildir diye bu kurbani geri çevirir.
Bunun üzerine adam mevlevi dergahina gider ve ayni durumu Mevlana'ya anlatir
Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam ayni seyi Haci bektas Veli'ye de
anlattigini ama onun bunu kabul etmemis oldugunu söyler ve Mevlana'ya bunun
sebebini sorar.
Mevlana söyle der:- Biz bir karga isek Haci Bektas Veli bir sahin gibidir. Oyle
her lese konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul
etmeyebilir.
Adam üsenmez kalkar Haci Bektas dergahi'na gider ve Haci Bektas Veli'ye,
Mevlana'nin kurbani kabul ettigini söyleyip bunun sebebini bir de Haci Bektas
Veli'ye sorar.
Haci Bektas da söyle der: - Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise MMevlana'nin
gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama
onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayi o senin hediyeni kabul etmistir
.
10 KURUŞ İÇİN...
Iki tavuk markette alisveris yapiyorlarmis.
Bir yumurta standinin önüne gelmisler. Etikette yumurta 30 kuruş yaziyormus.
Tavuklardan biri digerine;
- Bak bu yumurtalari ben yumurtladim... ddemis böbürlenerek. Dolasmaya devam
ederken baska bir yumurta standina gelmisler. Kocaman, çift sarili köy
yumurtalari ve fiyat 40 kuruş. Bu sefer diger tavuk atilmis; - Bak bu
yumurtalari da ben yumurtladim....Digeri gülümseyerek cevap vermis;- Ben de
bunlardan yumurtlayacaktim ama kocam 10 kuruş için kiçini yirtmaya degmez,
dedi...
BABA YÜREĞİ
KUCUK TEMEL ANNESINE SORAR : "ANNE BEN
NASIL MEYDANA GELDIM?" ANNENIN CEVABI : "YAVRUM BABAN AKSAM EVE
GELIRKEN BIR TANE KESME SEKER GETIRDI,ONU YASTIGIN ALTINA KOYDU, SABAH BIRDE
BAKTIK SEN OLMUSSUN." BU FIKIR KUCUK TEMEL'IN COK HOSUNA GIDER, HEMEN
MUTFAKTAN 1 KESME SEKER ALIR VE YATARKEN YASTIGIN ALTINA KOYAR. SABAH OLDUGUNDA
BIR BAKAR SEKERIN ETRAFINDA 7-8 ADET KARINCA... BAKAR, BAKAR VE
"ULAN HEPINIZI EZERDIM AMA YAPAMIYORUM, BABA YUREGI ISTE"...
HEY KÜÇÜK GÖĞÜSLÜ
ADAM BARA GIRER BARMEN KIZA:''HEY KOCA KIÇLI
BANA BIR BIRA'' DIYE SESLENIR. KISA BIR TARTISMADAN SONRA ADAM BARDAN
ATILIR.... IKI GUN SONRA AYNI ADAM AYNI BARA GELIR AYNI BARMEN KIZA: ''HEY
KUCUK MEMELI BANA BIR BIRA'' DIYE SESLENIR. GENE TARTISMA VE BODYGUARTLAR YINE
ADAMI BARDAN ATARLAR... UC GUN SONRA ADAM YINE GELIR. ZORLA VE KIBAR OLACAGINA
SOZ VEREREK BARA
GIRER. BUTUN GOZLER UZERINDEYKEN AYNI BARMEN KIZA YONELEREK: ''BIR BIRA RICA
EDIYORUM'' DER. IKINCI,UCUNCU,DORDUNCU.... ADAM GAYET KIBAR...SONUNDA BARMEN
KIZ CESARET ALIP ADAMA YAKLASIR VE YAVASCA: ''GERCEKTEN GOGUSLERIMI KUCUK MU
BULDUNUZ"
DIYE SORAR. ADAM SAKIN: ''EVET AMA, SANIRIM BASIT BIR COZUMU VAR'' KIZ
HEYECANLA: ''NASIL'' DIYE SORAR... ADAM: "HER GUN BIR PARCA TUVALET KAGIDI
ALIP GUNDE BIR VEYA IKI KEZ MEMELERININ ARASINA SURECEKSIN'' DIYE YANITLAYINCA
KIZ UMUTLA: "GERCEKTEN ISE YARAR VE GOGUSLERIM BUYURMU KI '' DIYE SORAR.
ADAM KENDINDEN EMIN BIR IFADEYLE: ''KESINLIKLE, BAK AYNI YONTEM KIÇIN DA NASIL
ISE YARAMIS''
ALLAH'A EMANET
Fikra bu ya, Tanri tavlaya oturmusken, bir
melek gelir ve dunyada durumun cok gergin oldugunu ve bir savas cikmak
uzere oldugunu soyler, ancak, tavla partisi cok heyecanli gitmektedir, Tanri
bir bakar, * Turkiye'ye bir sey oldu mu? diye sorar Melek; * Hayir henuz
Turkiye'ye bir sey olmadi Tavla partisi devam eder. Biraz sonra melek tekrar
gelir, * Tanrim durum giderek gerginlesiyor, lutfen mudahale edin! der. Tanri
bir bakar, * Turkiye'ye bir sey oldu mu? diye sorar * Henuz degil ama savas
cikti cikacak diye yanitlar. Tavla partisi devam eder. Biraz sonra melek tekrar
gelir, * Tanrim savas cikti,Rusya Amerika birbirine girdi,fuzeler ucusuyor
der Tanri; * Tamam hemen geliyorum, bir dakika, Turkiye savasa girdi mi?
der. Melek; * Henuz girmedi ama girdi girecek diye yanitlar. Melek tekrar
gelir, * Tanrim lutfen gelin, milyarlarca insan oluyor, hem zaten Turkiye
de savasa girdi diye yakinir Tanri bitmek uzere olan oyuna aldirmaz,
tavlayi kapatir ve ayaklanir. Melek sorar:* kusura bakmayin ama, onca ulke
savasa girdi aldirmadiniz da, neden Turkiye icin ayaklandiniz? Tanri basini iki
yana sallayarak yanit verir; * Sorma digerleri neyse ama bu Turkler
herseylerini bana emanet etmisler de ondan der..
SAYGILAR
Adamın biri kavga ettiği birine eşşek demekten
mahkemelik olmuş sonuçta küçük bir ceza almış tam duruşmanın
sonunda hakime
dönmüş -Efendim gördük ki bir beyefendiye eşşek demek suç
imiş pekala bir
Eşşeğe beyefendi demek suç mudur? hakim cevap vermiş - Hayır
değildir.
Davalı , davacıya dönmüş - Saygılar beyefendi Saygılar!
TİLKİ
Temel uzun bir sefere çıkmak üzere evden
ayrılmıştır. Bunu fırsat bilen Idris hemen Fadime'nin yanina damlar ve işe
koyulurlar.Tam iş üstündeyken seferi iptal edilen Temel eve gelir.Fadime de
hemen Idris'i dolaba saklar. Temel durumu karısına izah eder ve
üstündeki kıyafetleri çıkartır ve asmak için dolabın kapısını açtığında orada
çırılçıplak vaziyette Idrisi görür ve karısına "bu nedir hatun?" diye
sorar.Fadime de "Bu Japon icadı bir robot . Ev islerinde bana
yardımcı oluyor" der ve Temel'e yemek hazırlamak için mutfağa gider. Temel
başar İdris'in orasını burasını incelemeye ve çok gerçekçi bulur.Anlayacağınız
biraz da tahrik olur ve japon icadını becermeye çalışır.Idris doğal olarak
kendini kasar, Temel zorlar, Idris kasar...Yani Temel işi becerememiştir. Ama
kararlı bir şekilde gider ve matkabı alır.Amaci deliği genişletmektir.Matkabi
çalıştırır ve tam işe başlayacakken matkabı gören Idris'ten ses gelir:
"TIKKAT TIKKAT, ARUZA GIDERILMISTUR, LÜTFEN TEKRAR DENEYINIZ...ARUZA GIDERILMISTUR,
LÜTFEN TEKRAR DENEYİNİZ"
BOŞANMA
Karı koca
diye soracağını biliyorum..." demiş. "Bunu nasıl söyleyeceğimi
bilemiyorum ama arkadaşın Joe ile birkaç aydır beraber oluyoruz ve üzgünüm ama
yatakta o senden daha iyi..." Adam yine hiçbir şey söylememeye devam
ederek hızı 110'a çıkarmış.Kadin devam etmiş. "Evi ben
istiyorum..." Artık 120 ile gidiyorlarmış. Adam hiçbirşey söylemiyormuş.
Kadın ayrıca..." demiş... "bütün çeklerini, kredi kartlarını, arabayı
da istiyorum..." Ve adam hızı 130'a çıkartmış. Hala bir şey söylemiyormuş.
Kadın sormuş: "Hiç bir şey söylemeyecek misin? Sen hiç bir şey istemiyor
musun?" Adam 140'a çıkmış ve cevaplamış: "Hayır, ben ihtiyacım olan
her şeye sahibim." Kadın şaşırmış. "Öyle mi? Nedir o?" Ve
araba karşıdaki duvara
KÖTÜ HABER NASIL VERİLİR?
İstanbul'da üniversitede okuyan genç kız
Ankara'daki babasına telefon etmis. "Baba, merhaba.. Ben Lale...."
"Ooooo. Güzel kızım benim. N'abersin bakalım?..." "Hiç sorma
babacığım. Hiç keyfim yok valla..." "Hayırdır? Bi sorun mu var?...
Kız ağlamaya baslar; babası ise üzüntü ve meraktan kafayı yemektedir:
"N'ooldu kızım? Anlatsana..." "Murat evi terk etti. Boşanmak istiyormuş..."
"Ne evi lan? Ne boşanması? Sen ne zaman evlendin de boşanıyorsun?..."
"Hani senin hiç hoşlanmadığın esrarkeş çocuk vardı ya. Ben onunla
evlendim." "İyi halt ettin, zilli. Neyse, artık yapacak bi şey yok.
Versin mahkemeye, hemen boşanın..." "Boşanalım ama benden 10 milyar
istiyor. Eğer vermezsem, iyi zamanlarımızda çektiği çıplak fotoğraflarımı
Internetten herkese yollayacakmış...." "Püüh. Rezil... Çıplak
fotoğraf çektirdin, öyle mi?" "Ama babacığım. O benim kocamdı. Ne
biliyim böyle bir puştluk yapacağını." "Peki. Olan olmuş artık. Yarin
havale ederim parayı...Ögleden sonra bankaya gidip çekersin; sonra da alıp
yakarsın o kahrolası fotoğrafları..." "Sagol baba. Eeee. Şey....Bi de
kürtaj için 2 milyara ihtiyacım var..." Adam artık iyice fenalaşır. Boğuk
bir sesle konuşur:
"Kürtaj mi? Bi de hamile mi kaldın o çocuktan sen?..." "Aslında
ondan değil... Zenci bi çocuk vardı...Zaten o yüzden ayrılıyoruz
ya...."Adam bayılmak üzeredir. Nabzı yükselir, tansiyonu düşer, artık
inleyerek konuşmaktadır: "Biz seni oraya okumaya yollamıştık. Sen ne
haltlar çevirmissin.
Allahim. Nedir bu başımıza gelenler...Okulu bititir bitirmez Ankara'ya
dönüyorsun, yoksa kırarım bacaklarını..." "İstersen hemen dönebilirim
babacığım. Ben geçen yil okuldan atıldım çünkü..." Adam masanın üzerindeki
soğuk su dolu sürahiyi başından aşağıya devirir ve
ancak bu şekilde konuşmasını sürdürebilir: "Okuldan mi atıldın? Hani
birlikte avukatlık yapacaktık, zilli?...Eh ulan? Sen hele bi gel buraya. Ben
sana yapacağımı bilirim. Evden dışarıya adim attırmıycam sana. Ilk isteyenle
de evlendiricem...." "O is zor be baba.. Biliyorsun, moda oldu, artık
evlenmeden önce esler birbirlerinden sağlık raporu istiyorlar... Pek iyi bi
rapor sunacağımı zannetmiyorum ben..." "Allah'ım, çıldıracağım... Bir
de cinsel hastalıklar haaa.....Kesin o zencidendir..." "Çok pis
arkadaşları vardı. Bilmem artık hangisinden kapmışımdır..." Güm diye bir
ses duyulur. Adam kısa bir süre için kendinden geçmiştir; ancak hemen kendisini
toparlayıp tekrar telefonu alir. "Hemen bu aksam dayını yolluyorum oraya.
Seni alip gelecek. Adresini ver bakiyim..." " Mahmutpaşa
Karakolu'ndayım... Gelirken kefalet için de biraz para getirsin
yanında..." "Karakol mu?...Bi de karakola mi düştün layyynnn?
Ne yaptın?...." "Dün kafam çok bozuktu, çok içmişim. Araba
kiralayıp dolaşmaya çıktım. O kafayla Arnavutköy'de kokoreççi dükkanına
girdim. Ama neyse ki kimse ölmedi. Dükkan sahibiyle kiralık araba firmasına
biraz para vermek gerekir
sanırım..." Adam artık iyice fenalaşmıştır. Hatta fenalaşmak ne kelime;
adeta kahrolmuştur.Telefonda kısa bir sessizlik olur. Kız tekrar konuşmaya
baslar: "Babacığım. Sakin üzülme. Bütün bunlar bir şakaydı. Ben sadece
sınıfta kaldığımı söylemek için aramıştım..." Bunun üzerine adam sevinçle
ve mutlulukla haykırır: "Canin sağolsun be güzelim, boşveeerrr. Okul da
neymiş? Hiç mühim değil, tatlı canin sağolsun senin...."
KAZI DA SEN BUL
Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i
kıyafet gezmeye karar vermiş. Yanına başvezirini alıp yola çıkmış. Bir dere
kenarında çalışan yaşlı bir adam
görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş. Padişah,
ihtiyarı selamlamış: "Selamunaleykum ey pir'i fani..."
"Aleykumselam ey serdar'i cihan..." Padişah sormuş: "Altılarda
ne yaptın?" "Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor..."
Padişah gene sormuş: "Geceleri kalkmadın mı?" "Kalktık... Lakin,
ellere yaradı..." Padişah gülmüş: "Bir kaz göndersem yolar
mısın?" "Hem de ciyaklatmadan..." Padişahla başvezir adamın
yanından ayrılıp yola koyulmuşlar. Padişah başvezire dönmüş: "Ne konuştuğumuzu
anladın mı?" "Hayır padişahım..." Padişah sinirlenmiş: "Bu
akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım." Korkuya kapılan
başvezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş.
Bakmış adam hala orada çalışıyor. "Ne konuştunuz siz padişahla..."
Adam, başveziri şöyle bir süzmüş: "Kusura bakma. Bedava
söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim." Başvezir, yüz altın
vermiş. "Sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın padişah
olduğunu." "Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası
giyemezdi." Vezir kafasını kaşımış. "Peki, altılara altı katmayınca,
otuz ikiye yetmiyor ne demek?..."
Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış."Padişah,
altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü çalışıyorsun, diye
sordu. Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, yemek
bulamıyoruz dedim." Vezir bir soru daha sormuş... "Geceleri kalkmadın
mı ne demek?" Adam bir yüz altın daha almış. çocukların yok mu diye
sordu. Var, ama hepsi kız.Evlendiler, başkasına yaradılar, dedim..." Vezir
gene kafasını sallamış. "Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne
demek..."Adam gülmüş."Onu da sen bul..."
MATEMATİKSEL YAZIŞMALAR
Matematik profesörü esine bir faks
göndermiş: "Sevgili kariciğim; 54 yaşına geldin, bildiğin gibi bazı
ihtiyaçlarımı artık karşılayamıyorsun. Esim olarak seninle mutluyum ve
sana hiç yalan söylemedim. Bunu da sana anlatınca anlayışla
karşılayacağından eminim. Bu gece 18 yaşındaki asistanımla Büyük Otelde kalacağım.
Gece yarısından evvel gelirim. KOCAN" Adam eve dönünce yemek masasının
üzerinde bir not bulmuş: "Sevgili kocacığım; Sen de 54 yaşındasın. Bu notu
aldığında ben de Deniz Otelde 18 yaşında bir delikanlıyla birlikte olacağım.
Sen ki matematikçisin bu işi çok iyi bilirsin. 18, 54 ün içinde üc kere
ama; 54,
TANIYAMADIM
40 yaşlarındaki kadın kalp krizi nedeniyle
hastâneye yatırılmıştı.Kendinden geçmiş durumdaydı. Doktorlar kurtarmak için
çılgınlar gibi uğraşıyordu...
Tam bu sırada Tanrı kadına göründü. -"Yanına geliyorum Tanrım," diyye
inledi kadın. -"Hayır," diye cevap geldi yüceelerden, "daha
önünde 35 yıl, 2 ay, 8 gün var..." Kadın nihâyet kendine gelmişti.
Doktorlar mutluydu. Kadın daha da mutluydu. Biraz iyileşince kesenin ağzını
açtı. Yüzünü gerdirdi. Liposuction yaptırdı. Göğüslerini silikonla
dikleştirtti. Kadının ısrarlarına dayanamayan hastâne yönetimi bir kuaförün
gelip saçlarını plâtine boyamasına izin vermişti. Artık bomba gibiydi kadın.
Kendini çok iyi hissediyordu. Hayatının kalan bölümünü mutlu bir biçimde
geçirmeye hazırdı. Nihâyet taburcu oldu. Dışarıya çıkıp temiz havayı içine
çekti. Taksiye binmek üzere caddenin karşısına geçerken bir ambulans
çarptı kadına. Vahimdi durumu. Derin karanlığa doğru kayarken sordu: -"Ulu
Tanrım, sen her şeyi daha iyi bilirsin, ama hani önümde daha 35 yıl
vardı?" Tanrı'nın cevabı şöyle oldu:-"Tanıyamadım..."
İKİNCİ EL MAL
Karısından yeni boşanmış olan adam katıldığı
bir davette eski karısını ve onun hemen evlendiği yeni kocasını görünce çok
kıskanmış,sinirlenmiş,birkaç
kadeh içtikten sonra gidip yeni kocanın karşısına geçip alaycı bir şekilde
sormuş ; - Nasıl oluyor bakalım ikinci el mal.. Yeni koca cevaplamış,
-İkinci elle hiç ilgisi yok..ilk yedi sekkiz santiminden sonrası yepyeni hiç
kullanılmamış...
TİLKİ
Düğün gecesi kayınpeder damatla dalga
geçiyormuş:
-Bakalim demis, aslanlar gibi bu geece mi gerdeğe gireceksin yoksa
fareler gibi yarin geceye mi bekleyeceksin?
Damat siritirak cevap vermis:
-Ben tilki gibiyim efendim, dün gece girddim demiş.
EVLİLİK KURALLARI
Tipik bir maço adam, çok hoş bir kadınla
evlenir ve nikahın hemen ardından, kurallarını ortaya koyar : "Eve ne
zaman istersem, saat kaçta istersem, ki herşeyden önce eğer istersem, o zaman
gelirim ve senden bu konuyla ilgili bir tartışma istemiyorum. Ben başka bir şey
söylemedikçe, her aksam yemek masasını kusursuz istiyorum.İstediğim zaman eski
kız arkadaşlarımla içmeye ve kağıt oynamaya giderim ve bana bu konuda güçlük
çıkarma sakin. Bunlar benim kurallarım. Yorumun var mi?"
"Hayır, benim için sakıncası yok. Yalnız şunu bil ki, burada her gece saat
7 'de seks yapılacak, sen olsan da, olmasan da."
NİHAYET
Kari koca, evliliklerinin 40. yıldönümünde sert bir ağız dalaşına girerler.
Adam der ki; "Sen öldüğünde, mezartaşına şöyle yazdıracağım; -Burada benim
karim yatıyor -Her zamanki gibi soğuk " "Yaa??" der kadın;
"Sen öldüğün zaman da ben senin mezartaşına şöyle yazdıracağım;
-Burada benim kocam yatıyor. - Nihayet sertleşti.--"
MEKAN PROBLEMİ ve ASETİL SALİSİLİK ASİT
Bir kadın ve bir erkek doktorun özel
muayenehanesine giderek vizite ücretin öderler ve muayene olmak istediklerini
söylerler. Doktor; anlatın bakalım neyiniz var? Adam; doktor bey, ben 15 yıllık
evliyim fakat bugüne kadar karımı hiç mutlu edemedim. Sağlıklı bir cinsel
ilişkimiz olmuyor. Doktor çifte şöyle bir bakar ve masanın çekmecesinden
çıkardığı bir tane hapı erkeğe uzatarak; "bunu yut ve arka odaya gidip
deneyin" Adam hapı alır ve yanındaki kadınla birlikte doktor
muayenehanesinin arkasındaki odaya geçerek sağlıklı bir şekilde işini görür ve
mutlu bir ifadeyle çıkarlar, doktora da teşekkür ederler. Doktor çiftin
mutluluğunu görünce dayanamaz ve; "Aslında bu bir doktor sırrı, söylenmez
ama yine de ben size bir sır vereyim.
Sizin hiç bir şeyiniz yok. Sadece psikolojik. Çünkü size verdiğim ilaç
Aspirin'di." Adam sırıtarak; "Doktor bey, bende size bir sır vereyim
mi?
Bu kadın benim karım değil, yatacak yer bulamadık da."
EN
SEVDİĞİ KURABİYE
Yaşlı adam ölüm döşeğindeydi... Artık
son dakikalarını yaşıyordu... Hasta
yatağında yatarken birden mutfaktan gelen kokuyu duydu, en
sevdiği çikolatalı kurabiyelerin kokusu...Birden gözleri aralandı, kendini
ayağa kalkacak kadar güçlü hissetti...Bu şaşılacak bir şeydi, ölmek üzere olan
adamı ayağa kaldırmaya kurabiyelerin kokusu yetmişti...Duvara tutunarak
merdivenlere kadar yürüdü...Basamakları ağır ağır inerken sanki mutfağa değil
hayata yaklaşıyor
gibi heyecanlıydı... Nihayet mutfak kapısına kadar geldi... İşte masanın
üzerindeki tepside onlarca çikolatalı kurabiye, tam karşısında duruyordu... Son
gücüyle
masaya yaklaştı, o kurabiyelerden bir tane ağzına atabilse sanki ömrüne ömür
katılacaktı... Bir tane almak için elini uzattı... Ama birden karısı yetişti ve
eline vurdu:
"-Çek elini bakayım... Onlar cenaze için..."
TEZ DANIŞMANINIZ KİM?
Bay Tilki bir gün ormanda dolaşırken Bay Tavşan'a rastladı. Bay Tavşan bir
şeyler yazmakla meşguldü.
- Kolay gelsin, Bay Tavşan. Ne yazıyorsuuunuz?
- Doktora tezimin 1. bölümünü yazıyorum...
- 1. bölümde teziniz ne?
- Tavşanlar tilkileri nasıl parçalar? - YYapmayın! Bu hiç de doğru değil. Bu
biir bilim adamına yakışmayacak ciddiyetsizlik. Teziniz kökten yanlış.
- Yaa..! Öyle mi? dedi Bay Tavşan, 'Pekiii, gel de deneysel kanıtı gör
öyleyse.'
Bay Tavşan önde Bay Tilki arkada çalılığın arkasına doğru ilerlediler. Bir süre
sonra Bay Tavşan yüzünde gülümsemeyle çalılıktan çıkıp geldi ve yerine oturarak
yazmaya devam etti.
Bir zaman geçti. Bay Kurt'un yolu Bay Tavşan'ın bulunduğu yere düştü. Bay Kurt
sordu:
- Kolay gelsin, Bay Tavşan. Ne yazıyorsuuunuz?
- Doktora tezimin 2. bölümünü yazıyorum...
- 2. bölümde teziniz ne?
- Tavşanlar kurtları nasıl parçalar? - Yaapmayın! Bu doğru değil. Bu bir bilimm
adamına yakışmayacak ciddiyetsizlik. Teziniz kökten yanlış.
- Yaa..! dedi Bay Tavşan,'Gel de sana deeeneysel kanıt göstereyim.'
Bay Tavşan öönde Bay Kurt arkada çalılığın arkasına doğru ilerlediler. Bir süre
sonra Bay Tavşan yüzünde gülümsemeyle çalılıktan çıkıp geldi ve yerine oturarak
yazmaya devam etti.
Biz de neler olduğunu merak ettik, tabii. Çalılığın arkasına dolanıp baktık ki
Majesteleri Aslan, Ormanın Kralı, haşmetle oturuyor ve etrafında parçalanmış
kurt ve tilki.
Kıssadan Hisse:
Tezinizin ne olduğu hiç önemli değildir; önemli olan tez danışmanınızın kim
olduğudur.
AŞAĞIDAKİ TESTİSİN ÖNEMİ
Gayet titiz ve düzenli bir siyasetçi, bir
doktorun muayenehanesine gitmiş. Önce şapkasını çıkarıp bir masanın üstüne
koymuş. Sonra ceketini çıkarmış, eliyle şöyle hafiften tozlarını silkip, özenle
katlamış ve onu da yanına koymuş şapkasının. Arkasından kravatını çıkarmış; üçe
katlayıp, ceketinin hemen yanına koymuş. Derken düğmelerini çözüp gömleğini
çıkarmış; çıkardıktan sonra tekrar iliklemiş gömleği; kollarını gömleğin önünde
çapraz kavuşturarak, onu da özenle dörde katlayıp, yanına bırakmış ceketinin.
Sıra gelmiş pantolonu çıkarmaya... Titiz ve özenli siyasetçi, pantolonunu da
çıkarıp, masanın üstüne uzatmış ve çizgisi bozulmasın diye, doktorun
kitaplığından aldığı, kalın tıbbi kitapları dizmiş üstüne. Nihayet donunu da
çıkarıp, bir güzel katladıktan sonra, ötekilerin yanına koymuş. Tam o sırada
aklına gelmiş, mendilini pantolonunun cebinde unuttuğu...
Pantolonun üstüne koyduğu tıbbi kalın kitapları kaldırmış; pantolonun cebine
sokmuş elini, mendilini çıkarıp, onu da özenle dörde katladıktan sonra masanın
kıyısına bırakmış ve tekrar pantolonunu düzeltip, üstüne yeniden yan yana
dizmiş doktorun kalın tıbbi kitaplarını...Siyasetçi, çıkardığı ve bir mağaza
vitrinine yerleştirir gibi, titizce sıraladığı giysilerine şöyle bir bakış
fırlattığı sırada; hastasının soyunmasını izlerken sinirleri bir hayli gerilen
doktor: - Söyleyin, demiş, niye görmeye geldiniz beni, neyiniz var?
Doktorun karşısında çırılçıplak ayakta duran siyasetçi, hafif öne doğru eğilmiş
ve elleriyle hayalarını göstererek:
- Bunlar için, demiş...
Tepesi iyiden iyiye atmaya başlayan doktor:
- Nesi var ki, hayalarınızın, demiş.
- Baksanıza biri, ötekinden daha sarkık.<
- Eee yani?
- Ben memleketin başına geçip, ülkeye çekkidüzen vermek çabası içindeyim de;
muhaliflerin, "Sen önce kendini düzelt" diye karşı çıkmalarını
engellemek istiyorum; o nedenle...
- Bütün bunların ne ilgisi var, hayalarınnızdan birinin daha sarkık olmasıyla.
- Öyle demeyin doktor; biz ülkeyi, sade ccanımız ciğerimizle, değil; aynı
zamanda kıçımız, penisimiz, testiküllerimizle de yönetiyoruz. Hepsinin düzgün
olması gerek. Bu bir memleket sorunu...
HOCANIN PARMAĞI
Tıp fakültesinde ilk kez kadavra başına
toplanan öğrenciler büyük bir merak ve ilgiyle kadavrayı incelemektedirler.
Profesör dersine baslar;
-Tıpta iki şey doktorlar için çok önemlidir, ilki insan vücudu ile
ilgili hiçbir şey sizin için iğrenç olmamalıdır" Örneğin, der ve parmağını
cesedin
kıçına sokar ve çıkartıp kendi ağzına götürür.-Hadi bakalım simdi sizlerde ani
şeyi yapınız! Öğrenciler sok içinde hepsi duraksarlar ama
bakarlar ki profesör çok ciddi, istemeye istemeye hepsi sırayla kadavranın
kıçını parmaklayıp sonra da parmaklarını emerler. Öğrencilerin hepsi bu tatdan
berbat bir hale gelmişken, profesör konuşmasını sürdürür; -Bir tıp
doktoru için ikinci en önemli nokta gözlemdir der ve devam eder;
-Ben kadavranın kıçına orta parmağımı sokktum ama kendi ağzıma işaret parmağımı
götürdüm. Simdi bir doktor için, dikkat etmenin ne kadar önemli olduğunu da
öðrenmiş bulunuyorsunuz!
TÜRKİYE FIKRASI
Ahtisaari'den ,
- AB kapısındaki ilk adaya soruyoruz, ''İlk
atom bombası ne zaman atıldı? - '1945 yılında... - Tamam bildiniz, içeri
buyurun.
- İkinci adaya soruyoruz, ''İlk atom bombbası nereye atıldı?''
-Hiroşima'ya.. - Tamam siz de bildiniz, içeri buyurun. -- Türkiye'ye
soruyoruz, ''Atom bombasının atıldığı Hiroşima'da kaç kişi öldü ve ölenlerin
isimlerini alfabetik sırayla söyleyiniz...''.
GİDEN PARA ONUNKİ OLUNCA...
Vaktiyle bir Amerikan kasabasındaki bankaya
kovboyun biri gelip çek bozdurmak istemiş. Veznedar başlamış sormaya:
- Doğum yerin? Sürekli oturduğun adres? KKimlik kartın? Kefil göstereceğin
kişiler vs...
Kovboy:
- Buraya bak veznedar, demiş, sen daha önnce bu kasabada yargıç olarak adam
asarken bile, bu kadar belge aramazdın; ne oldu sana?
Veznedar:
- E, demiş, burada giden bizim para; şayeet giden senin hayatın olsa yine
üstünde o kadar durmazdık...
ÖRDEKLERE DİKKAT
Üç kadın arkadaş bir kaza sonucu aynı anda
hayatlarını kaybedip cennete giderler.
Cennetin kapısında onları karşılayan melek; "Bizim burada uymanız gereken
tek kural var.. O da ördeklere dikkat
edin sakın üstlerine basmayın" der.
Sonra kapı açılır üç kadın cennete girerler. Gerçekten de etrafta ördek
doludur. Üstlerine basmamak adeta imkansızdır.
Dikkat etmesine rağmen kadınlardan biri kazayla bir ördeğin üstüne basar. Hemen
Cebrail belirir.Yanında son derece çirkin bir adam vardır. Kadını kolundan
adama kelepçeler ve "Ördeğin üstüne basmanın cezası olarak sonsuza kadar
bu çirkin adama kelepçeli olarak yaşayacaksın" der. İkinci gün kadınlardan
biri yine kazayla bir ördeğin üstüne basar ve Cebrail anından yanında çok
çirkin bir adamla gelip onları kadına ceza olarak birbirlerine kelepçeler.
Üçüncü kadının gözü bu olaylardan çok korkar. Diğerlerinin akıbetine
uğramamak ve sonsuza kadar çirkin bir adama kelepçelenip yaşamamak için her
attığı adıma acayip dikkat etmeye başlar. Aradan aylar geçer ve hiçbir ördeğin
üstüne basmaz. Derken bir gün Cebrail belirir. Bu kez yanında boylu poslu
inanılmaz derecede yakışıklı bir adam vardır. Cebrail hiçbir şey söylemeden
yakışıklı adamla kadını kelepçeler ve yine birşey söylemeden çeker gider. Kadın
artık mutluluktan uçmaktadır. O güne kadar gördüğü en yakışıklı adamla
kelepçelenmiştir. Adama döner ve "Ben acaba ne yaptım da sonsuza kadar
senin gibi güzel bir adamla birlikte olmayı hak ettim" der. Adam suratı
asık bir şekilde cevap verir. "Vallahi seni bilmem ama ben az önce bir
ördeğin üstüne bastım"
CENNETTE NİKAH
Evlenme hazırlığı içinde
olan bir çift trafik kazasında ölüp
cennete giderler. Damat adayı durumu görevli meleğe anlatarak
evlenip evlenemeyeceklerini sordu. "Bir
bakayım" dedi görevli melek. Aradan 3 ay
geçtikten sonra görevli melek mağdur cifte sevinçli haberi vermek için "Herşey ayarlandı. Sizi evlendirebiliriz" dedi.
"Şey... Biz düşündük te, acaba
evliliğimiz yürümezse bizi boşayabilirmisiniz ?" dedi damat adayi. Görevli melek gök gürültüsü sesiyle son derece kızgın
bir şekilde; "Siz manyak mısınız??? Cennette bir
imam bulabilmek için 3 ayımı verdim. Avukat
bulmak ne kadar sürer tahmin edebiliyor musunuz?"...
ANNE BU NE?
Genc deve annesine sormus: "anne niye
bizim ayaklarimiz bu kadar büyük?" Anne cevap vermis: "çölde kuma
batmamak için..." Genç deve tekrar sormus: "peki kipiklerimiz
niye bu kadar gür?" Anne tekrar cevap vermis: "çölde kum
firtinalarinda kum kaçmasin diye..." Meraki yatismamis olan genç deve bir
soru daha sormus: "bizim niye hörgüçlerimiz var?" Anne deve
sabirla yanitlamis: "çölde çok uzun süre susuz idare edebilmek için suyu
hörgüçlerimizde depolariz." Sonunda dayanamayan genç deve sormus:
"Peki biz Ankara Devlet Hayvanat Bahçesinde ne ... yiyoruz???"
ONUN AYAKLARI ^/ NUMARA
Kadin: Ben olursem ne yaparsin? Tekrar
evlenir misin? Adam : Hayir. Kesinlikle hayir !! Kadin: Neden?? Evli olmak
hosuna gitmiyor mu!!?? Adam: oyle demek istemedim. Tabi ki gidiyor. Kadin: O
zaman neden tekrar evlenmezsin ki?? Adam : Tamam. Tamam. Evlenirim.
Kadin: (yuzunde uzgun kirgin bir ifadeyle) Evlenirsin.. Adam : (ne
diyecegini bilemez ve azicik kizgin bir ic ceker) Kadin: Onunla bizim
yatagimizda mi yatarsin? Adam : Baska nerde yatilabilir ki?? Kadin: Benim
resimlerimi kaldirip yerlerine onun resimlerini koyarmisin?? Adam :
Sanirim bu yapilacak en uygun sey olur. Kadin: O zaman onun benim
ayakkabi koleksiyonumdan Ayakkabilar giymesine de izin verirsin....?? Adam :
Hayir onun ayaklari 37 numara...
Kadin: ......................???? Adam : Haas....s................!!!
DİLSİZ BIRAKAN SADAKAT
üst düzey bir ortaçağ komutanı, karısına
taktığı bekaret kemerine; kilidi açılmadan, önündeki idrar deliğinden
zorlanması halinde, kendiliğinden harekete geçecek minüskül bir ustura
koydurmuş.
Ve soylu komutan, şatosuna geri döndüğünde; tüm erkek personeli sıraya dizip,
pantolonlarıyla donlarını indirtmiş aşağı...
O da nesi?..
Biri hariç, hepsinin erkeklik organı ortasından kesikmiş...
Soylu komutan, sakatlanmamış tek kişi olan uşağın elini sıkmış:
- Sadakatine güvenilecek tek uşak, meğer senmişsin, demiş.
Uşak, teşekkür etmeye çalışırken garip sesler çıkarmaya başlamış.
Meğer onun da, organı değil ama,dili kesilmiş.
GOLF MAÇI
Musa Peygamber, İsa Peygamber ve beyaz sakallı bir yaşlı, bir gün golf
oynuyorlarmış. Musa golf sopasını kaldırmış ve uzun bir vuruş yapmış.
Golf topu çim zemine düşmüş ancak meyilden dolayı küçük bir su göletine
doğru yuvarlanmaya başlamış. Musa çabucak sopasını asa gibi kaldırmış su
yarılmış-iki tarafa toplanmış. Top kuru kalan ortadan karşıya yuvarlanmış ve
güvenli vuruş yapılabilecek bir yerde durmuş .
Sıra İsa'ya gelmiş. İsa sopasını kaldırmış güzel , uzun ve sıkı bir
vuruş yapmış. Top dosdoğru aynı gölete doğru gitmiş , içine düşmüş ama
sanki üzerinde uçar gibi batmadan durmuş . İsa sakin bir şekilde suyun
üzerinde yürümüş ve sade bir vuruşla topu yeşil sahaya atlatmış.
Üçüncü olarak dedemiz vuruş yerine gelmiş , iyi nişan alamamış. Top sahayı
sınırrlayan çitleri aşmış, trafiğin seyrettiği bir sokağa düşmüş. Geçmekte olan
bir kamyonun kasasına çarpmış, sekerek bir ağaca vurmuş . Ağaçtan da sekerek
oradaki evin çatısına düşmüş. Çatıdan aşağı doğru yuvarlanarak, su oluğuna
girmiş . Aşağı düşüp, meşhur göletimize doğru akan su arkına girmiş . Arktan
aşağı gelip tam gölete gömülecekken bir taşa çarpmış. Taştan
zıplamış gölet üzerinde duran bir nilüferin üzerinde durmuş. Aniden kocaman
bir kurbağa nilüferin üzerine zıplamış ve topu yiyecek sanarak ağzına
almış. O anda bir şahin kurbağaya doğru pike yapmış ve kurbağayı ağzındaki
topla beraber kapmış. Şahin ağzında kurbağa ile havalanırken, kurbağa korkudan
acılı bir çığlık atmış. Bu esnada top ağzından fırlamış ve üzerinden
geçerlerken yeşil sahaya düşmüş. Yerde zıplayan top doğru deliğe süzülmüş. Tek
vuruşla isabet !
Musa Peygamber İsa Peygamber'e dönmüi:"Babanla golf oynamaktan
nefret ediyorum."
KUŞ
Tavşan bir g|n ormanda dolaşıyormuş. Birden
karşısına daha önce hiç görmediği garip bir hayvan çıkmış,
" Sen kimsin? Ben seni daha önce hiç görmedim."
" Ben katırım, benim annem eşek, babam at... ondan böyleyim."
Kafası karışan bizim tavşan oradan ayrılmış. Orman gezisine devam ederken
karşısına başka bir garip hayvan çıkmış; bu sefer onun yanına gitmiş:
" Sen de kimsin? Ben seni daha önce hiç görmedim."
" Ben kurt köpeğiyim, benim annem köpek, babam da kurt, ondan
böyleyim."
Bizim tavşan onun yanından da ayrılmış. Dolaşırken bir de ne görsün acaip
görünümlü bir hayvan daha... Hemen gitmiş yanına : " Senin gibi bir
hayvanı ilk defa görüyorum, sen de kimsin?" " Ben devekuşuyum."
" Hadi lennnnnnnnn...."
POLİTİKACI İLE PAPAZ
Katolik mahallenin papazı, o kiliseye gelişinin 25. yıldönümü şerefine verilen bir yemeğe davetliydi. Onuruna bir konuşma yapması için kasabanın ileri gelenlerinden bir politikacı seçilmişti. Aynı zamanda bir kongre üyesi olan politikacı trafik nedeniyle yemeğe geç kalmıştı. Herkes sıkıntıyla beklerken papaz bir konuşma yaparak sessizliği dağıtmak istedi. "Bildiğiniz gibi, günah çıkarırken söylenenler asla açığa çıkarılamaz" diye başladı papaz, "Ancak size burada duyduğum ilk itirafı anlatmak istiyorum. Tabi kim olduğu hakkında bir ipucu vermeyeceğim, ama bu kasaba hakkındaki ilk izlenimlerimi anlatmak için bahsetmek istiyorum. 25 yıl önce buraya ilk geldiğimde bana günah çıkarmak için gelen ilk kişi yüzünden buranın korkunç bir yer olduğunu düşünmüştüm. Bu kişi bana bir TV çaldığını, yolda onu durduran polisi öldürdüğünü, zimmetine para geçirdiğini ve patronunun karısıyla ilişkisi olduğunu itiraf etmişti. Şaşkına dönmüştüm!Fakat zaman geçtikçe onun buradaki en kötü insan olduğunu ve kasabanın geri kalanının son derece iyi, namuslu ve ürüst insanlardan oluştuğunu anladım ve burada kaldığım için çok mutluyum." Papaz konuşmasını tam bitirmişti ki, politikacı kan ter içinde yemeğe yetişti. Herkesten özür diledi ve hemen konuşmasına başladı. "Sevgili papazımızın buraya ilk geldiği günü hiç unutmam. Aslına bakarsanız, kendisine ilk kez günah çıkarmak şerefi de 25 yıl önce bana ait"
24 SAAT SONRA
Trabzon'un bir köyü, Temel ile sevgilisi
Fadime evleniyorlar. Davullar çalinmis, horon tepilmis, yemekler yenmis ve
gecenin sonlarina doğru köyün ihtiyar heyeti Temel'i yanlarina çekerek namus
dersi vermeye başlamislar. Ve en sonunda demişler ki, eğer Fadime kiz gikarsa
sabah ezanina dogru pencereden havaya üç el ates et. Et ki biz de köyümüzün
namusuna leke gelmemis oldugunu bilelim. Temel onayladiktan sonra sirtina
vurulan yumruklarla evine girmis. Sabah olmus ve ezan okunmadan önce Temel'in
evinden üç el silah sesi gelmis. Köy halki tamam demis bir problem yok.
Herkes gündelik hayatina dönmüş. Ertesi sabah yine ezan vaktine doğru yine üç
el silah sesi. Bu sefer köylüler sasirmis ve kosmuslar Temel'in evine . Fadime
yerde kanlar içinde yatiyor. Ya n'oldu sorulari y|kselirken Temel çok sinirli :
Dün kız çıkmıştı, bu gün çıkmadı. Ben de furdim aleksizu.
ZEVK Mİ ANGARYA MI?
Bir gun profesorlerin aklina rahatsız edici
bir soru takılmis. Eşleriyle olan cinsel hayatlari acaba bir zevk mi yoksa
angarya mi. Dusunmusler aralarinda tartismislar ve bir sonuca varamamislar.
iclerinden biri docentlere danisalim bakalim onlar ne dusunuyor bu konuda
demisler. Gitmisler sormuslar. Docentler dusunmus ve siz bilirsiniz hocam
demisler proflara. Proflar icin bu soru karin agrisi olmus. Gidip
yardimci doc lara basvurmuslar, onlarda bir sure dusunup siz daha iyi
bilirsiniz hocam demisler. Proflar bir cevap bulamamanin SIKINTISI içinde bir
de asistanlara soralim demisler. neyse SIKILA SIKILA sormuslar. 'Sizce bizim
eslerimizle olan cinsel hayatimiz bir zevk midir yoksa angarya mi?'. Asistanlar
hep bir agizdan 'ZEVK dir' diye bagirmislar. Proflar şaşırmış çabuk, ve net
cevaba. Merak etmisler 'Neden' diye sormuşlar asistanlara. Neden bu kadar emin
ve çabuk cevap verebildiniz? Asistanlar da: 'Angarya olsaydi bize
yaptırırdınız' diye cevaplamışlar hep bir ağızdan.
İŞ GEZİSİ
Genç bir kadin sol gozu mosmor bir halde
evine gelmis.
-Aman Allahim kim yapti bunu kizim??
-Kocam.
-Peki ama o londra da degil miydi?<
-Ben de öyle zannediyordum anne.
HACET
Temel köyden Istanbul'a gelmistir. Çocukluk
arkadasi Dursun onu evinde yatiya kalmasi için misafir eder. Aksam yemeklerini hep
birlikte yerler.Sohbet çay derken yatma vakti gelir. Arkadasina salondaki
divani hazirlarlar.
Dursun arkadasini tembihler. Aman der tualette ne isin varsa hepsini bitir
hallet. Çünkü tualette giderken yengenle bizim odadan geçmek zorundasin sonra
bir daha kalkma sakin. Temel tamam der isini görür yatar. Derken gecenin bir
yarisinda karninda bir gurultu ve müthis bir agriyla uyanir. Eyvah tualete
gitmek zorundayim. Dayanmaya çalisir ama nafile karni gurul gurul kayniyor.
Dayanacak gibi degil ne yapsam ne etsem diye kivranirken salondaki saksiyi
gözüne kestirir. Içindeki bitkiyi çikartir. Tuvalet isini görür. Sonra bitkiyi
tekrar yerlestirir. Rahatlar. Sabah ta hiçbirsey olmamis gibi arkadasiyla
vedalasir memleketine döner.Aradan bir süre geçer. Temel birgün Istanbul'dan
bir mektup alir. Ulan Temel, nereye siçtiysan söyle. Tam üç ev degistirdik hala
kokudan kurtulamadik!
AYI
Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve
etrafındaki güzelliklere bakıyormuş. "Evrim ne g|zellikler
yarat}yor!" diye düşünüp mest oluyormuş Birden arkasınmda kocaman bir ayı
belirmiş ve onu kovalamaya başlamış. Adam bütün gücüylee kaçıyormuş ama her
arkasına baktığında ayının daha yaklaşmış olduğunu farkediyormuş. Dakikalarca
süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki dala takılmış. Ayı adamın
üzerine atlamış, pençesini kaldırmış, tam vurmaya hazırlanırken adam
"TANRIM!!!" diye bağırmış. Bir anda zaman durmuş, ayı
donmuş, ormandaki nehir bile akmaz olmuş. Bir anda orman kararmış ve
gökyüzünden bir ışık huzmesi adamın üzerine parlamış. Gok derinden gelen ilahi
bir ses adama: "Yıllarca bana inanmadın, yaratılışı kozmik bir
kazaya bağladın, sana bu durumda yardım
etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?" demiş. Adam
utanç iginde "Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem
haksızlık, ama belki ayıyı dindar yapabilirsiniz" demiş. Ses:
"Peki" diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş. Nehir tekrar akmaya
başlamış. Her şey eski haline dönmüş. Ayı pençesini indirmiş, iki pençesini de
göğe doğru çevirmiş, ve konuşmaya başlamış."Tanrım, senin rızanla orucumu
açıyorum, hamdolsun verdiğin
nimetlere......."
BÖNCE A SONRA B
Sağır ve dilsiz birinin, derdine bir çare
bulmak için gitmediği doktor kalmamış. Bir gün öğrenmiş ki, özellikle bu tür
sakatlıklara karşı mucizeler yaratan özel bir hekim var uzakça bir yerde.
Sağır ve dilsiz adam, hemen hekime koşmuş.
Hekim, önce çırılçıplak soymuş adamı. Sonra da sırtını kendine doğru çevirip
bir güzel domaltmış kendisini ve elleriyle de kalçalarını tutarak, birbirinden
iyici ayırmasını istemiş.
Sağır ve dilsiz, aynen yapmış mucizeler yaratan hekimin istediğini...
Hekim de, dolabından koca bir kazık çıkarıp, hızlıca sokmuş kıçına adamın.
Sağır ve dilsiz, birden:
- Aaa aaa, diye bağırmış.
Ünü dünyanın dört yanına yayılmış olan hekim:
- Mucize gerçekleşti, demiş. A demeyi beccerdin işte. Yarın da gel, B'yi talim
edelim.
BU KIŞ NASIL GEÇECEK Kİ?
Sonbaharda, Kızılderililer şeflerine kisin
soğuk geçip geçmeyeceğini sormuşlar. Herhangi bir fikri olmayan şef, kisin soğuk
geçecegini ve hazırlanmak için odun toplamaları gerektiğini söylemiş. İyi bir
önder olan şef, en yakın telefon kulübesine gittikten sonra Ulusal Hava Durumu
Servisi'ni arayıp sormuş:
- Kış soğuk mu geçecek?
Telefondaki adam:
- Evet, bu kis epey soguk olacak.
Şef, köye geri dönüp odun toplama isini hizlandirmis.
Bir hafta sonra, sef tekrar Ulusal Hava Durumu Servisi'ni aramis:
- Kış çok mu soğuk geçecek?
Telefondaki adam:
- Evet, bu kis gerçekten oldukça soguk ollacak.
Böylelikle şef geri dönüp adamlarına bulabildikleri bütün odun parçacıklarını
dahi toplamalarini söylemis.
Bir hafta sonra, sef tekrar Ulusal Hava Durumu Servisi'ni aramış:
- Bu kışın çok soğuk geçeğine kesinlikle
emin misiniz?
Telefondaki adam:
- Kesinlikle, Kızılderililer deli gibi oddun topluyor.
BENİMKİ YAPMAZ
Uluslararası ölçekte bir kadın araştırması yapan sosyolog, dünyanın çeşitli
ülkelerinde kadinlara bir soru sormus.
-Kocanızı başka bir kadınla yakalarsanız ne yaparsınız???
Soruya ülkelere göre verilen yanıtlar ise söyle olmuş:
İsveçli: Neyimi beğenmediğini sorarım.
Rus: Evi terk ederim.
Fransız: Sesimi çıkarmam, sevgilime gider beni teselli etmesini isterim.
İtalyan: Kadını vururum.
İspanyol: Kocamı vururum.
Yunanlı: Her ikisini de vururum.
Türk: Benim kocam yapmaz.??
BEBEK
Genç bir kadin doğum icin bir kliniğe
başvurur..
Ebe - Kocanizin da dogumda bulunmasini istermisiniz.?
Kadin - Bir kocam yok malesef..
Ebe - peki erkek arkadasiniz..?
Kadin - Erkek arkadasim da yok..
Ebe - Eee peki bu iste ortak olan sahis.?
Kadin - Uzgunum kimseye bagli degilim ve yanliz olacagim..
Dogum gerceklesir.. ve ebe kadinin yanina gelir..
Ebe - tebrik ederim cok saglikli bir kiziniz oldu..
Kadin - oh ne kadar mutluyum onu gorebilir miyim?
Ebe - elbette ama gormeden once bilmeniz gereken bir sey var..
Kadin - Nedir lutfen soyleyin..?
Ebe - Eeee..Bebeginizin teni biraz koyu ...yani acikca soylemek gerekirse bebek
zenci..
Kadin - ahh evet esim ve isim yoktu..ustelik gidecek yerim de yoktu cok kotu
durumdaydim o yuzden bir porno filminde oynamayi kabul etmek zorunda
kaldim...Basroldeki erkek zenciydi..
Ebe - ah anliyorum tabii beni ilgilendirmez..lutfen kusura
bakmayin..Belki.bir nokta daha var...
Kadin - Evet lutfen soyleyin baska bir sey mi..?
Ebe - Seyy ...Bebegim cok guzel lepiska gibi sarisin saclari da var..
Kadin - Bakin gercekten cok zor gunlerdi...filmde tek erkek yoktu..Bir tane de
İsvecli biri vardi..
Ebe - Pardon pardon..gercekten ozur dilerim ben bilmek istersiniz diye
dusunmustum.. Bu sorulari sormak istemezdim..?......Neyse.... ama...
Kadin - Baska ne var lutfen acik konusun cekinmeyin..
Ebe - pekala.siz istediniz...Bebegin gozleri de cekik .yaa..
Kadin - hayat bana hic acimadi..Filmdeki diger erkek de cinliydi...Ne
yapabilirdim ki..?
Ebe - Umarim beni bagislarsiniz ustume vazife olmayan seylere
karisiyorum..isterseniz artik bebegi gorebilirsiniz.
Beraber bebegin yanina giderler.. Kadin misil misil uyumakta olan bebegin
poposuna bir saplak indirir..
Bebek ağlamaya baslar..
Ebe - Neden vurdunuz..?
Kadin - Ohhhh...... neyseki normal..... havlayacak diye ödüm koptu.
TETANOZ AŞISI
Seksenlik koca, evden çıkmak üzere paltosunu
giyerken onu gören yaşlı karisi seslenir: "Bu saatte nereye
gidiyorsun?" Ihtiyar: "Doktora gidiyorum" Kadın: "Ne
oldu? yine neren ağrıyor?" Yaşlı adam sırıtır: "Yok hanim yok,
doktora söyliycem bana bi viyagra yazsın" Bunu duyan kadın ayağa
kalkar ve o da sokağa çıkmak için hazırlanmaya
baslar. İhtiyar şaşırır: "Eee hanim, sen nereye?". Kadın,
"Doktora gidiyorum" der ve adamın şaşkın bakışları altında
devam eder: "Eğer o eski, paslı şeyi benim üzerimde kullanacaksan ben de
tetanoz iğnesi yaptırayım bari!"
MUMYANIN YAŞI
Bir gün Mısır'da bir mumya bulunur ve bunun
kaç tarihine ait olduğu öğrenebilmek için Amerika, İngiltere ve Türkiye'den
uzmanlar istenir. Tabii ki Türkiye'den emniyet görevlileri gider. Neyse ilk
Amerikalılar başlarlar. 3-5 saat sonra çıkarlarr ve olsa olsa 300-600
senelerine aittir derler.
İngilizler girerler. Bir kaç gün sonra çıkarlar ve olsa olsa 300-420 arasıdır
derler.
Nihayet sıra Türkiye'den giden emniyet görevlilerine gelir ve içeri girerler.
Girerler girmesine de, aradan 10 gün geçtiği halde hala dışarı çıkmazlar.
Nihayet 15. gün çıkarlar ve merakla gözlerinin içine bakan Mısırlı bilginlere
tam tamına 427 derler.
Tabii ki herkes şaşar bu işe ve nasıl olur yahu derler. Bizimkiler gayet ciddi,
"Biraz zor oldu amma, sonunda dili çözüldü keratanın"
REİS'İN OĞLU
KIZILDERİLİ KABİLESİNİN LİDERİNİN KÜÇÜK OĞLU
BABASINA ÇEKİNEREK SORDU:
NEDEN BİZİM İSİMLERİMİZ BEYAZLARIN İSİMLERİ GİBİ DEĞİL? REİS "BİZİM
İSİMLERİMİZİN BİRER HİKAYESİ VARDIR. BU BİR GELENEKTİR" DEDİ OĞLAN:
"NASIL YANI" DEDİ
REİS "SANA BİR KAÇ TANE ÖRNEK VEREYİM" DİYEREK AÇIKLAMAYA BAŞLADI.
"MESELA BEN DOĞDUĞUMDA ÇADIRIMIZIN ETRAFINDA VAHŞİ BİR PUMA DOLAŞIYORMUŞ
BENİM ADIMI VAHŞİ PUMA KOYMUŞLAR. AĞABEYİN DOĞDUĞU ANDA GÖK GÜRLEDİ
ADINI GÖK GÜRÜLTÜSÜ KOYDUK. ABLAN DOĞDUĞUNDA AY DOLUNAYDAYDI. ADINI
DOLUNAY KOYDUK. KARDEŞİN DOĞDUĞUNDA GÖKKUŞAĞI ÇIKMIŞTI. ADINI GÖKKUŞAĞI
KOYDUK.ANLADIN MI ŞİMDİ PATLAK PREZERVATİF?"
KÖR DİLENCİNİN REKLAMI
New York'ta, Brooklyn Köprüsü üzerinde
dilenen kör bir dilenci bir gün, bir şairin dikkatini çeker. Dilencinin
boynunda asılı bir tabela vardır. Tabelada " Doğuştan körüm, yardım edin
" yazıyordu. Şair, dilenciye günlük kazancının ne kadar olduğunu sorar. Dilencide
sekiz dolar kadar olduğunu söyler.
Bunun üzerine şair, dilencinin boynuna asılı
tabelayı ters çevirerek bir şeyler yazar; “Şimdi buraya senin kazancını
arttıracak bir şeyler karaladım. Bir hafta sonra yanına geldiğimde bana sonucu
söylersin” der ve oradan ayrılır.
Şair, bir hafta sonra dilencinin yanına
uğrayıp kendini tanıtınca dilenci;
“Bayım size ne kadar teşekkür etsem
azdır. Bir haftada kazancım ikiye katlandı. Çok merak ediyorum tabelaya neler
yazdınız?”
Bunu üzerine şair gülümser ve " Bahar
gelecek, ama ben yine göremeyeceğim diye yazdım " der.
HURİ İLE NURİ
Adam müftüye gitmiş "Yahu, hakikaten
biz cennete gittiğimizde huri alacak mıyız?" demiş Müftü,
"namazını kılar, orucunu tutar, zekatını verirsen 4 huriyi alacaksın
elbette" demiş. Adamın derdi başka "Peki benim hanım cennete
gidince ne olacak?" demiş Müftü cevap vermiş "Ona da 4
Nuri düşer" Adam şaşkın “ne yani eşit haklara mı sahip
olacaklar” Kös kös evine dönmüş.. Bakmış karısı namaz kılıyor, basmış
tekmeyi "Orospu mu olcan sen lan"
BİR TELEFON KONUŞMASI
-"alo efendim"
- "pardon galiba yanlis numarayi çevvirdim"
- "dikkat etsene geri zekali "<
-"geri zekali sensin, üstüne birde bbit beyinlisin"
-"ne sen kiminle konustugunu biliyorrmusun???"
- "hayir"
- "ben istanbul emniyet müdürüyüm&quuot;
- (biraz sesizlikten sonra) "sen kimminle konustugunu biliyormusun"
- "hayir"
- "ohhh çok sükür"
CEP
Temel otobüste cep telefonuyla Dursun'la konuşuyormuş.Otobüs şöforü Temel'i
uyarmış: "Beyfendi cep telefonuyla konuşmanız yasak!" Bunun üzerine
Temel: "Dursun benum telefonla konuşmam yasakmuş! Sen konuş ben
dinliyrum!" demiş.
ŞAMPUAN
Temel duş almaya girer, şampuanı saçlarına boşaltıp ovalamaya baslar. Sırtını
keselemeye gelen annesi sorar :
Oğlum kafanı ıslatmıyacak misin ?.. Temel cevap verir :- Yok anne bu şampuan
kuru saçlar içinmiş
UÇAN SALINCAKLAR
Teme ille Fadime lunaparka gitmisler.Fadime
uçan salincaklara binmek istemiş ancak Temel olmaz tonun gozukur
diye karsi cikmis.Biraz sonra kalabalikta birbirlerini kaybetmisler Temel
Fadime Fadime nerdesun diye bagirmaya
baslamis ve hemen 'burdayim Temel burdayim'diye bir cevap gelmis.Kafasini
kaldirinca gormus ki Fadime ucan salincaklara binmis donup duruyor.Tam
bagiracakken Fadime seslsnmis'merak etmeyesun tonumi
cikardum'...
ÖLDÜREN ŞÜPHE
Juan, motosikleti ile Meksika sinirina
gelir. Arkasindaki iki büyük çantayi gören
sinir polisi süphelenir ve
içinde ne oldugunu sorar.
Juan, 'Yalnizca kum' diye yanit
verince polis, 'Aç bakalim çantalari' der.
Juan çantalari açar, polis didik kontrol etmesine
ragmen kumdan baska bir sey bulamaz. Bununla yetinmeyen
polis, gece yarisina kadar kumu her tür tahlilden geçirtir ancak
saf kumdan baska birsey yoktur.
Polis, çantalarini Juan'a geri verir ve sinirdan
geçmesine izin verir. Ertesi gün Juan Motosikletinin arkasinda iki
büyük çantayla tekrar sinirda belirir.
Polis Juan'a gene durdurur, didik
arar, birşey bulamaz ve Juan'i serbest birakmak zorunda
kalir. Bu olay, polis emekli olana dek yillarca devam
eder. Birgün emekli polis , Meksika'da bir barda
otururken Juan'i içeri giirdigini görür ve derhal
yakasina yapisir, ' Senin yillardir birseyler kaçirdigindan eminim.
Çıldıracağım. Geceleri uyku uyuyamiyordum senin yüzünden. Lütfen anlat
bana ne kaçırdığını. Aramizda kalacagindan emin olabilirsin.' Juan
gülümseyerek yanitlar, 'Motosiklet' :)
OTURAN BOĞA
Kizilderililerin genç reisi 18 yasina
geldiginde cani kadin ister. Kabilenin büyücüsüne gider, der ki:
- "Oturan Boga kadin ister."
Büyücü:
- "Oturan Boga ormana gitsin, üzerinnde delik olan bir agaç gövdesi bulsun
ve onun üstünde egitim yapsin, hazir olunca gelsin. 15 gün sonra reis geri
gelir. Der ki:
- "Oturan Boga hazir." Büyücü dde kabiledeki en güzel kizi ona verir.
Reis alir kizi çadira girer.
- "90 derece egil" der. Kiz
egilince, kiza bir tekme vurur. Kiz çiglik atarak bunu niçin yaptigini sorar.
Reis söyle cevap verir:
- "Oturan Boga akillandi, önce yabann arilarini kontrol!"
AIIRBAG
Kari koca
bilemiyorum ama arkadasin Joe ile birkaç aydir beraber oluyoruz ve üzgünüm ama
yatakta o senden daha iyi..."
Adam yine hiçbir sey söylememeye devam ederek hizi 110'a çikarmis. Kadin devam
etmis. "Evi ben istiyorum..." Artik 120 ile gidiyorlarmis. Adam
hiçbirsey söylemiyormus. Kadin ayrica..." demis... "bütün çeklerini,
kredi
kartlarini, arabayi da istiyorum..." Ve adam hizi 130'a çikartmis. Hala
bir sey söylemiyormus. Kadin sormus: "Hiç bir sey söylemeyecek
misin? Sen hiç bir sey istemiyor musun?" Adam 140'a çikmis ve cevaplamis:
"Hayir, ben ihtiyacim
olan her seye sahibim." Kadin sasirmis. "Öyle mi? Nedir o?" Ve
araba karsidaki duvara
NANCY
Adamin biri New York'ta bir otele inmis.
Aksam üzeri otelin barina gidip garson kizlarin yakalarinda yazili olan
isimlerine söyle bir göz attiktan sonra Nancy adli garsonu çagirmis ve "Bu
aksam benim ile yemek yer
misiniz?" diye sormus.Nancy "Bilmem ki.. " diye kiritirken adam
"Merak etme kizim, çekinecek bir sey yok. Bu Incil'de de yazili"
demis. Nancy biraz saskin bir eda ile "Peki" demis. Aksam
lokantada bulusup yemis içmisler. Yemek bitince adam Nancy'i odasina davet
etmis, Nancy "Hayir gelemem" diye cevap verince de adam "Merak
etme Nancy, çekinecek bir sey yok. Bu İncil'de de yazili" demis.ancy yine
saskin saskin "Peki" demis.
Adamin odasina çikmislar, bir kaç kadeh içip biraz müzik dinlemisler. Sonra
adam Nancy ile sevismek istemis. Nancy "Hayir , katiyen olmaz.." diye
itiraz edince adam yine "Merak etme kizim, çekinecek birsey
yok. Bu Incil'de de yazili" demis.Nancy "Hani? Incil'in neresinde
yazili? Göster bakalim" deyince adam bas ucundaki otel Incil'ini almis,
Nancy'e kapagin içini göstermis. Orada bir kalem ile yazilmis su cümle varmis
"Bardaki garson
kiz Nancy, muhtesem sevisiyor!"
KADINLAR AKILLIDIR
Kadinin biri bir gun golf oynarken topu
ormana kacmis. Topunu aramaya koyulmus ve tuzaga yakalanmis bir kurbaga
gormus. Kurbaga ona, "Beni bu tuzaktan kurtarirsan, sana 3 dilek hakki
taniyacagim". Kadin onu kurtarmis, kurbaga da "Tesekkur ederim, ama
sana dileklerinle ilgili bir kosulu soylemeyi unuttum. Ne dilersen dile,
kocan 10 kat iyisine veya fazlasina sahip olacak!" Kadin
"Tamam" demis. Ilk dilek olarak dunyadaki en guzel kadini olmak
istemis. Kurbaga onu uyarmis, "Bu dilek, senin kocani da dunyanin en
yakisikli adami yapacak ve kadinlar
onun basina ususecek" Kadin, "Bu onemli degil, cunku ben en guzel
kadin olacagim, onun gozu benden baskasini gormeyecek". Kadin , dunyadaki
en guzel kadin olmus.Ikinci dilek olarak, dunyadaki en zengin kadin olmak
istemis. Kurbaga da, "Bu kocani dunyadaki en zengin adam yapacak, senden
de 10 kat zengin olacak" demis.
Kadin,"Bu da onemli degil, cunku benim olan onun, onun olan da
benimdir", Kadin d?nyadaki en zengin kadin oluvermis. Kurbaga, ucuncu
dilegini sordugunda, kadin "Hafif bir kalp krizi gecirmek istiyorum"
demis...
HACKER TEMEL
DEAR RECEIVER,
You have just received a Turkish Laz virus. Since we are not so
technologically advanced in Trabzon-Turkey, this is a MANUAL virus.
Please delete all the files on your hard disk yourself and send this mail
to everyone you know. Thank you very much for helping us.
Hacker Temel
TEMEL'İN MARS PAZARLIĞI
NASA Mars'a adam gonderecekmis. Sadece bir
kisi gidebilecek, giden de geri donemeyecekmis.
Ilk aday olan muhendise bu is icin ne kadar isteyecegini
sormuslar: "1 Milyon Dolar" demis ve eklemis
"Fakirlere bagislayacagim." Ikinci aday olan doktora da ayni soruyu
sormuslar. Doktor: "2 Milyon Dolar" demis."Bir milyonunu
aileme bir milyonunu da tibbi arastirmalara bagislayacagim." Ucuncu aday
olan Temel ayni soruya "3 Milyon Dolar" diye cevap verince
yetkililer digerleri bu kadar az isterken kendisinin neden 3 milyon istedigini
sormuslar.
Temel Turkiye'den kalma aliskanlikla yetkililere dogru egilmis,kisik bir sesle:
"1 milyonunu ben alirim, 1 milyonunu size veririm, muhendisi
de Mars'a gondeririz."
KAYSERİLİ TAKSİDEYKEN
Taksinin yokuşta freni patlamış,müthiş bir
hızla aşağıya doğru iniyor.Kayseri'li müşteri bağırmış:
-Durdur şu arabayı
Şoför panik içinde:
-Durduramıyorum frenler patladı
Kayseri'li müşteri:
-O zaman taksimetreyi kapat
Ferrari ile Murat
Delikanli yillar sonra kavustugu elden
dusme Murat arabasiyla yolculuk yaparken bir anda araba
ariza yapar.
Yolun kenarina ceker. Motor kapagini acar, ne oldugunu anlamaya
calisirken bir Ferrari yanina yanasir.
"Hemserim, arabanin nesi var? Dilersen senin arabayi beninkine baglayalim,
cekeyim seni ilk tamirciye kadar." der. Cok sevinir bizimki. Hemen
Murat' i kalinca bir halatla Ferrari' nin arkasina baglarlar.
Ferrari' nin sahibi11 genci uyarir, "Ben hiz yapmayi cok
severim. Eger farkinda olmadan asiri hiz yaparsam, sen
selektor yapar beni uyarirsin!" Delikanli "Tamam!"
der ve yola koyulurlar. Bir sure sonra Ferrari gaza basmaya
baslar, 60, 80, 100... derken Murat arkadan selektor yapar.
Ferrari durumu hatirlar ve yavaslar, bir sure sonra Ferrari tekrar gaza
basar, 70, 80, 100... Murat tekrar hatirlatir. Ferrari
yavaslar. Yollarina boyle devam ederlerken bir Lombarghini Ferrari' ye
yaklasir ve "Kapisalim mi?" der. Ferrari yanitlar,
"Nesine?" Lombarghini "
Üç Mektup
Padişah, Sadrazamı görevinden almıştı.
Azledilen Sadrazam çelebi bir adamdı. Kendinden sonraki sadrazama görevi teslim
ederken, eline üç zarf tutuşturdu. Kapalı zarflardı bunlar...
"Bak dostum..." dedi. Başın sıkışır, işler kötü gider ve içinden
çıkılmaz hale gelirse, bu zarflardan birini aç. Ne yazıyorsa onu yerine
getir."
Yeni sadrazam altı ay içinde çuvallamıştı. Aklına "üç zarf" geldi.
Birincisini açtı. Tavsiye şuydu:
"Senden önceki dönemleri kötüle..."
Yeni sadrazam bir altı ayı da, kendinden öncekileri yerin dibine batıra çıkara
geçirdi.
Ne var ki, işler hiç de iyi gitmiyordu. Toplumsal patlama kapıdaydı. Aklına
yine "zarflar" geldi.
İkincisini açtı. Tavsiye şöyle:
"Çevreni kötüle..."
Sadrazam, bu telkini de yerine getirmeye çalıştı. Bir altı ay da böyle geçti
ama; yine de çuvallamaktan kendini kurtaramadı.
Ve son zarfı açtı.
Kader ağlarını örmüştü.
Bu zarfın içinden kağıdın üzerinde şunlarn yazılıydı:
"Sen de şimdi üç zarf hazırla..."
Herkesin bildiği....
Babıalinin ünlü bayan sanatçılarından birine
Neyzen Tevfik senini için şıllık dedi" diye fitnelemişler. O ünlü yazar
Neyzen'i aradı ve kalabalık bir yerde sıkıştırdı. "Teessüf ederim benim
için ne söylemişsiniz?""Ne demişim?...""Siz
bilirsiniz...""İnanın hanım kızım, ben herkesin bildiği şeyleri
söyleyerek vakit geçirmem."
Allah korusun
Londra'da doktorun biri kralın özel
doktorluğuna atandı. Doktor bu haberi bulunduğu okulun tahtasına yazarak
müjdeledi:
"Hocanız, Kralımız 5'inci George'un özel doktorluğuna atandığını
bildirmekle şeref duyar."
Muzip öğrencilerden biri de tahtaya şunları yazdı:
"Allah kralımızı korusun..."
Patrona Yakınlık
Uçakta hostes ypolculara içki ikram
ediyordu. Bir papaza yaklaştı."Viski ya da cin?" Papaz eğilip
sordu:"Kaç metrede uçuyoruz?""Ondörtbin metere
yüksekteyiz.""İçmeyeyim. Patrona epey yaklaşmışız.Sen Bana çay
ver."
Saati durmuş
Temel, Tıp Fakültesi'nin devamlı öğrencilerinden biriydi. Hocalarıyla sık sık
birlikte viziteye de çıkıyordu.
Hoca, Temel'den bir hastanın nabzını ölçmesini istedi.
Temel hastanın bileğini tuttu, saatine baktı ve sonra Hoca'sına döndü:
"Ya bu hasta ölmüş, ya da benim saatin durmuş..." dedi.
Bektaşi'nin duası
Bektaşi cemaatle birlikte camide dua ediyordu. Herkes "Allahım, din ver,
iman ver" diye dua ederken, Bektaşi "Allahım şarap ver" diyordu.
Çok geçmeden cemaatten biri fırladı: "Bre zındık,. Allah'tan şarap istenir
mi?" diye bağırdı. Bektaşi düşündü, düşündü şu yanıtı verdi:
"Ne yapalım. Herkes kendinde olmayan şeyi istiyor. Bende şarap yok"
Parkta dolaşma
Genç kız sordu:
"Anne hava karardıktan sonra bir delikanlı ile dolaşmanın sakıncası var
mı?"
"Devamlı olarak yürüyecek olursan, yoktur kızım. Ben de gençliğimde
yürürdüm"
"Ya sonra?.."
"Hep yürürdüm tabii... Bir kere duracak oldum, sen dünyaya geldin!"
Üçüncünün kaderi
Üç kedi bir damda buluşmak üzere sözleştiler.
Biri:
"Benim Acem kırması güzel yavrularım olacak" dedi.
İkincisi devam etti: "Benimki de Siyam olacak..."
Üçüncüsü karnını keyifli keyifli yalarken konuya girdi ve noktaladı:
"Ben birşey bilmiyorum. Kafam çöp tenekesindeydi."
Vapur geliyor
Kazaya uğramış iki arkadaş, batmak üzere
olan sal üzerinde umutlarını yitirmişlerdi. Biri diz çöküp yalvarmaya başladı.
"Tanrım... Korkunç bir imansızım. Beni kurtarırsan, tövbeyle dolu bir
yaşam sürdüreceğim. Manastıra kapanacağım..."
Tam bu sırada arkadaşı omzuna vurdu:
"Kes..." dedi. "Bir vapurun geldiğini görüyorum."
Tecrübe konuşuyor
Çok zengindi. Gazeteciler bu işin sırrını
sordular.
"Bu büyük serveti nasıl yaptınız?.."
Yanıt tek kelime oldu:
"Akıllı oluşumla..."
"Aklı size kim öğretti?"
"Tecrübelerim..."
"Tecrübeleri nasıl elde ettiniz?"
"Aptallığımla..."
O zaman seyret
Hoca yeni geldiği kasabada ev kiralayacaktı.
Gösterdikleri eve girince baktı ki, hane pek harap. Yüzünü buruşturup, ev
sahibine:
"Tahtalar gıcırdıyor" dedi. Adam hazır cevap:
"Evim sofudur. Arasıra aşka gelip zikreder."
Hoca karısına döndü:
"Hadi gidelim..." dedi. "Aklına eser bir de secdeye varırsa, o
zaman seyreyle gümbürtüyü"
Aptal adam
Yargıç davacıyı göstererek sordu:
"Aptal dediğiniz bu zatı tanıyor musunuz?"Sanık: "Tanımasına
tanımıyorum ama; aptal olduğunu biliyorum.""Nereden
biliyorsunuz?""Bir sürü insanın ortasında, aptal diye bağırdım. Bana
mı söylüyorsun, diyerek yanıma geldi."
Yardım için...
Hakim, kaynanasını dövmekten sanık bir adamı
yargılıyordu. Şahide sordu:
"Bu adamı kaynanasını döverken gördün mü?.."
"Gördüm efendim..."
"Neden müdahale etmedin?"
"Neye müdahale edeyim. Yardıma ihtiyacı yoktu ki, rahat rahat
dövüyordu."
Hesabı kim ödeyecek?
Genç bir kız büyükannesi iye bir mağazaya
girdi, kendisine yiyecekmiş gibi bakan tezgahtara sordu:
"Bu kadifenin metresi kaça?"
"Bir öpücük efendim..."
"Pekala on metre keser misiniz?"
Kız sarılan paketi aldı ve :
"Şimdi hesabı büyükannem ödeyecek..." dedi.
Asıl mesele
Bir dram artisti, ünlü bir komedi
sanatçısıyla alay ediyordu:
"Milleti güldürmenin ne değeri var." dedi."Anlayamıyorum. Zor
olan ağlatmaktır. Ben onu yapıyorum."
Ötekinin yanıtı şöyle oldu:
"Senin yaptığını soğan da yapar. Bana milleti güldüren bir sebze
gösterebilir misin?"
Papağan
Temel nişanlısının evine gitmişti. Fırsatı
bulup tam kızı öptüğü sırada odadaki papağan
"Sevgilim, beni öpen ilk erkek sensin..." diye konuşmaya başlayınca;
"Ne akıllı kuş..." dedi Temel:"Seni öpen ilk erkek olduğumu
bildi."
Bir gözünü kapat
İki Karadenizli içip içip coştular. Gece
yarısından sonra yalpalayarak evlerine dönerken Cemal elektrik direğine fena
çarptı ve inlemeye başladı:
"Çok fenayum... Her şeyi çift görüyorum."
Temel, arkadaşına akıl verdi:
"Ha bi gözünü kapat daaa"
Ayak ve kafa
Öğrenci Cemal profesör Temel'e sordu:
"Kafa aşağı çekilince, kan beynimize hücum ediyor, değil mi?
"Evet öyle oluyor!"
"Ama hocam bütün gün ayakta geziniyoruz. Kan niye ayaklarımıza hücum
etmiyor?"
"Cemal... Ayakların da kafan gibi boş değil ki!.."
Postun içindeki...
Sonradan görmenin biri, sırtındaki pahalı
kürkle çevreye çalım satıyordu. Önceleri susan Bektaşi babalarından biri
dayanamadı, adama bir ders vermeyi kafasına koydu ve konuştu:
"O sırtına geçirdiğin kürkle kurulup durma; caka satma... Unutma ki, o
kürk onca zaman içinde taşıdığı sahibini bile hayvanlıktan kurtaramadı."
Son vagon
Temel hayatında ilk kez trene biniyordu.
Arkadaşı Cemal uyarıda bulundu:
"Sakın ha. trenun son vagonuna pinmeyesun. Kazalarda en büyük hasarı, son
vagon cöreyu..."
Temel, bir süre bu uyarının ne anlama geldiğini düşündü ve Cemal'e sordu:
"Ula Cemal... Haçan ha pu trenciler punu biliyler da, neden son vagonları
takayiler?.."
Ne getireyim?
Fırtınada rota kaybolmuştu.
Temel: "Pusulayı getirin..." diye bağırdı.
"Pusula yok. Ne getirelim..." dediler.
"Kelimeyi şehadet..."
Rahatsız etmeyelim dedik
Temel doktoru gece yarısı aradı.
Anlattığı şeyler de, hiç de o saatte uyandırmayı gerektirecek şeyler değildi.
Doktor kızgınlıkla:
"Yahu kardeşim, bunun için sabah arasaydınız ya..." dedi.
Temel'in yanıtı şöyle oldu:
"Sabah sabah rahatsız etmeyelim dedik...
Beni mi buldun?
Dört bin işsiz Marsilya'da miting
düzenlemişlerdi. Kalabalığın sessizce ilerlediği bir sırada, seyircilerden biri
Korsikalı göstericiye yanaşıp "Yarın sabah ofisime gel. Sana iş
vereyim..." dedi.
Korsikalı gösterici, adama ters ters baktı:
"Git işine be adam..." dedi ve ekledi: Bula bula bu kalabalığın
içinde beni mi buldun?"
Takma diş...
Sinemada koltukların altında birşeyler arayan adam ortalığı aşağa kaldırdı.
Herkesi yerinden kaldırmış, keyifleri kaçırmıştı. Sonunda öfkeli bir seyirci:
"Ne arıyorsun be adam?" dedi.
"Karamelamı arıyorum..."
"Karamela mı?.. Bir karamela için herkes rahatsız edilir mi?"
"Beraberinde takma dişim var..."
Gazeteler yazar
Bankayı soyan hırsızlar, paralarla birlikte
evlerine kapağı attılar. Geçirdikleri büyük heyecanı, biraz uzanmakla
yatıştırdıktan sonra, biri sordu:
"Ne kadar para kaldırdık; merak etmiyor musun? Kalk şunları sayalım."
Öbürü oturduğu divanda tembel tembel gerindi:
"Sorduğun şeye bak... Yarın gazeteler yazınca anlarsın!"
Pazarlığa kaldı
Bir toplantıda gazeteci Brigitte Bardot'a
sordu:
"Yarım milyon dolar karşılığı bir erkekle yatar mısınız?"
Brigitte Bardot: "Mümkün, olabilir..." dedi.
"Ya beş dolar karşılığı..."
"Siz beni ne zannediyorsunuz?.."
"Ne olduğunuzu öğrendik de iş pazarlığa kaldı."
Öbür tarafa geç
Komedyenin biri, çakır keyif bir kulübe
gitti. İçerinde hoşlanmadığı birkaç kişiyi görünce yüksek sesle bağırdı:
"Baylar, bayanlar. Sağda oturan birkaç ayı ile solda oturan birkaç maymun
hariç hepinizi saygı ile selamlarım..."
İri kıyım bir adam yumruklarını sıkarak ayağa kalktı: "Bana bak, ben ayı
değilim."
Komedyen tavrını bozmadan konuştu:
"Peki, o halde öbür tarafa geç..."
Nasıl bildin?
Bir Karadenizli gururlana gururlana
anlatıyordu:
"Pizum memleçette üç kabadayu vardır?"
"Kimdir bunlar?"
"Biri emicemin oğli, biri tayimin oğlidur. Diğerini demem..."
"Diğeri sakın sen olmayasın?"
"Uy cözünü sevdiğum. Nasıl da pildun. Yoksa gözlerimden mi tanidun?"
Akıllı çırak
Bakkal Ahmet dükkandan çıkarken çırağına
tembih etti:
Bak oğlum.. Nuri bey gelirse söyle beni beklesin. Onbeş dakikaya kadar
geleceğim."
Çırak Hasan, ustası daha dükkandan çıkmadan sordu:
"Peki usta! Ya Nuri bey gelmezse ne diyeyim?"
Yardım için...
Hakim, kaynanasını dövmekten sanık bir adamı yargılıyordu. Şahide sordu:
"Bu adamı kaynanasını döverken gördün mü?.."
"Gördüm efendim..."
"Neden müdahale etmedin?"
"Neye müdahale edeyim. Yardıma ihtiyacı yoktu ki, rahat rahat
dövüyordu."
Uyuyan kadın
Polonyalı ünlü piyanist Ladislas Saresky,
Paris'te verdiği resitalin ikinci bölümünde dinleyiciler arasında bir kadının
uyuduğunu gördü.
Konser salonunda uyuyan kadın, alkış tufanı ile uyanınca, sanatçı kadına eğilip
konuştu:
"Ben elimden geldiğince yavaş çalmaya gayret ettim. Ne yazık ki, alkışlara
mani olamadım."
Oyun
Temel, bir binanın önünde durmuş, arkadaşları da çatıya çıkmış.
Temel aşağıdan arkadaşlarına,
-Ula sen iki kolunu yana aç aşağı öyle attla demiş.
Birincisi atlamış gümm.
-İkinciye sen sadece sağ kolunu yana aç, öyle atla! demiş.İkinci de
atlamış
gümm.
Üçüncüye sen iki kolunu yanına yapıştır öyle atla demiş. O da gümm.
Yoldan gegen bir adamin dikkatini çekmiş sormuş,
-Kardeşim siz ne yapıyorsunuz Allah aşkınna demiş.
Temel cevap vermis,
-Tetris oynayruz.
Kafama takmıyorum
Şimdi efendim bizim Karadenizli
vatandaşlarımızdan birisi (yaniTemel)
oldukca şiddetli bir ishale yakalanmis ve hastaneye gitmis.Tabii ilk
muayaneyi yapan doktor bakmış
ve hemen intaniye bölümüne sevketmis. İş bu ya bizimki her nasilsa
evraklar karisip intaniye yerine psikiyatriye yatırılmış. O da pek ne oldugunu
anlamamis ya..
Aradan şoyle 1-2 hafta geçince sevki yapan doktor
psikiyatri
bolumunde bir arkadaşını görmeye gitmiş... Tam çıkıyormuş ki..bizim Temel
orada...
-- Yahu , demis... sen ne arıyorsun burada.
-- Bilmeeeeem... beni buraya yatırdılar
-- Eeeee... n'oldu? ... ishalin geçti mi bari?
-- Yok canım... aynı hızda devam ediyor .. ama
artık kafama
takmıyorum !
Mum
Amerikalının biri geri kalmış bir ülkede
hapishaneye gitti. Bu sırada hücrelerden birinden sesler yükseldi. Hapishane
müdürüne sordu: "Bir mahkumu idam ediyorlar" yanıtını aldı.
Amerikalı "Vahşice bir infaz bu. Biz mahkumu elektrik sandalyesine
oturturuz" dedi. Hapishane müdürü güldü: "Bizim kasabaya elektrik
gelmediği için biz o işi mumla yapıyoruz"
Geri getirdi
Akıl hastanesinde delinin biri gardiyana:
"Yahu..." dedi. "Fena halde susadım, bana iki şişe bira
ver."
Gardiyan delinin suratına iki tokat patlattı:
"Al bakalım iki şişe bira sana. Şimdi git odana uslu uslu otur"
Deli bu ikazı onuruna yediremedi.
Sabaha kadar uyumadı.
Sabah olunca doğru gardiyanın odasına gitti ve iki tokat patlattı.
"Bu ne oluyor?" dedi gardiyan.
Deli:
"Hiiiç..." dedi. "Şişeleri geri getirdim."
Üç şişe bira
"Gecenin bir vaktinde papazın telefonu çaldı. "Alo" diye bir
kadın sesi
konuştu:
"İstasyon Meyhanesi mi? Bana üç şişe bira gönderir misiniz? Ben Bayan
Dupont..."
"Aman bayan ben de mahallenin papazıyım."
"Yaaa" diye hayret etti kadın. "Peki bu saatte siz orada ne
arıyorsunuz Papaz efendi?"
Albay
Çavuşun biri, karargah avlusunda bir sağa, bir sola yalpalayan sarhoş eri
durdurdu: "Bu ne hal?" dedi. "Böyle içmeseydin günün birinde
belki çavuş olurdun"
Sarhoş er yalpalamaya devam ediyordu. Peltek peltek konuştu:
"Boşver..." dedi. "İçince albay oluyorum."
Gayret kendinden
Ünlü Fransız hakimi Pierre Janin, İspanya'ya elçi olarak gönderilmişti.
Asil olmayan birisinin elçi olarak atanması İspanya'ya karşı hakaret sayıldı.
Sarayda verilen bir ziyafette Kral sordu:
"Siz asil misiniz?"
Janin gururla yanıtladı:
"Elbette!.."
Kral bir daha sordu:
"Kimin oğlusunuz?"
Janin'in karşılığı şöyle oldu:
"Kendi gayretlerimin..."
Bu sözler kralın çok hoşuna gitmişti.
O günden sonra Janin, saray davetlerinin değişmez kişisi oldu.
Sinek
Müşteri garsona çıkışıyordu:
"Buraya bakın... Bira bardağını doldurmamışsınız."
"Nasıl olur ? Üstünden bira içtiğiniz için böyle görünüyor"
"Yooo, içmedim hiç!.."
Garson sırıttı ve bardağı gösterek sordu:
"Peki, biranın üstünde yüzen sineğe ne oldu, öyleyse?".
İntikam
Postacının her gün yedinci kata tırmandığını gören kapıcı merak etti. Bir gün
yedinci kattaki kiracıya sordu:
"Size çok mektup geliyor galiba?"
Adam güldü: "Hayır..." dedi. "Postacıya kızdım da, ona eziyet
olsun diye her gün kendime mektup yolluyorum."
Catherina Zeta Jones ve
Jennifer Lopez
Birgün ormancının biri dalları nehrin
üzerine sarkan ağacın dallarını keserken baltasını suya düşürür.
"Aman tanrım" diye bağırdığında tanrı belirir ve "Ne diye
bağırıyorsun?" der.
Ormancı baltasını suya düşürdüğünü ve yaşamını sürdürebilmek için o
baltaya ihtiyacı olduğunu söyler. Tanrı suya dalar ve elinde bir altın
balta ile tekrar belirir.
"Baltan bu muydu?" diye sorar.
Ormancı "Hayır" diye cevaplar.
Tanrı suya tekrar dalar ve bu sefer elinde gümüş bir balta ile tekrar belirir
ve yine sorar;
"Baltan bu muydu?"
Ormancı yine "Hayır" diye cevaplar.
Tanrı suya tekrar dalar ve bu sefer elinde demir bir balta ile tekrar belirir
ve yine sorar;
"Baltan bu muydu?"
Ormancı "Evet" der.
Ormancının dürüstlüğü tanrının çok hoşuna gider ve baltaların üçünü de kendisine
verir. Ormancı mutlu bir şekilde evine döner. bir zaman sonra ormancı
eşiyle birlikte nehir boyunca yürürken karısı suya düşer ve ormancı;
"Aman tanrım" diye bağırır.
Tanrı yine belirir ve sorar.
"Ne diye bağırıyorsun?"
Ormancı "karım suya düştü" der.
Tanrı suya dalar ve Jennifer Lopez ile birlikte geri döner.
"senin karin bu mu?" diye sorar.
ormancı "evet" der.
Tanrı sinirlenmiştir;
"yalan söylüyorsun. gerçek bu değil" der.
Ormancı;
"Özür dilerim tanrım. ortada bir yanlış anlaşılma söz konusu. eğer
Jennifer Lopez için hayır deseydim bu sefer Catherine Zeta-Jones ile geri
dönecektin. ona da hayır deseydim karımla dönecek ve her üçünü de bana
verecektin. tanrım... ben fakir bir adamım ve üç karımın sorumluluğunu
taşıyabilecek durumda değilim. Jennifer Lopez'e evet dememin sebebi budur.
Boş oturmak için
Bir gün bir tavşan, ağaç dalında boş boş oturan baykuşa
sordu:
-Senin gibi bütün gün boş boş oturabilir miyim?
-Tabii, neden olmasın.
Tavşan da öyle yaptı. Birdenbire bir kaplan ortaya çıktı ve
tavşanı yedi!
Boş boş oturmak için çok çok yüksekte oturuyor olmanız
gerek...
Yükselmek için
Hindi: Şu ağacın en üst dalına çıkmak istiyorum ama hiç
gücüm yok...
İnek: Neden benim dışkımdan biraz yemiyorsun? Onlar besin
deposudur.
Hindi bir parça dışkı yedi ve gerçekten bunun İlk dallara
ulaşacak kadar enerji verdiğini farketti. Ertesi gün biraz daha yedi ve ikinci
dala ulaştı. Birkaç gün sonra ağacın en üstüne çıkmayı başardı.
Aniden bir çiftçi ağacın tepesindeki hindiyi farketti ve onu
vurdu.
(Afedersiniz) Bok yemek sizi en üste çıkartabilir. Ama orda
kalmanızı sağlayamaz...
Müdür olmak için
Vücut ilk kez bina edildiğinde hangi organın müdür olacağı
tartışması başlamış. Beyin, vücudun bütün işlevlerinin kendisine bağlı
olduğunu, o olmazsa vücudun yaşayamayacağını söylemiş. Ağız, yemek yemezse
vücudun
açlıktan öleceğini söylemiş. Eller, dışarıdaki bütün işi
yapanın kendisi olduğunu söylemiş. Birden göt ortaya atlamış ve müdürün o
olması gerektiğini söylemiş. Bütün organlar ona gülmüş. Buna kızan göt faaliyetlerini
durdurmuş. Bir gün, iki gün derken organlar artık dayanamamışlar. Ve göt müdür
olmuş.
Müdür olmak için beyne sahip olmanız gerekmiyor. Herhangi
bir göt bunu yapabilir...
Üzerinize Bok Atan Herkes Düşmanınız değildir.
Küçük bir kuş kışı geçirmek üzere güneye gidiyordu. Hava çok
soğuktu ve kuş donarak yere düştü.
Yerde öylece yatarken bir inek geldi ve üzerine bir parça
dışkı bıraktı. Donmak üzere olan kuş dışkının sıcaklığıyla ısındı. Çok mutlu
oldu, neşe içinde şarkı söylemeye başladı. Oradan geçmekte olan bir kedi kuşun
sesini duydu. Onun nerede olduğunu keşfetmekte gecikmedi. Kuşu dışkıdan sıyırdı
ve yedi!
1. Üzerinize bok atan herkes düşmanınız değildir!
2. Sizi boktan kurtaran herkes dostunuz değildir!
3. Bokun içine düştüyseniz çenenizi kapalı tutun!
Değişmeyen tek şey
Bir gün adamın biri, randevuevinden çıkma
bir papağan alıp getirmiş eve...Papağan şöyle bir bakmış yeni geldiği eve; evin
hanımını görünce:
- Hım, demiş, patroniçe değişmiş...
Derken evin genç kızlarını görmüş:
- Hım, demiş, sermayeler de değişmiş.
> Akşam eve dönen beyi görünce de:
- Hım, demiş, sadece müşteri değişmemiş....
Zevkin sonu
Küçücük erkek bir çocuk, batan bir gemiden
bir rastlantı sonucu kurtulup, ıssız bir adaya çıkmış ve tek başına yaşayarak
güçlü bir delikanlı olmuş orada.
Yıllar sonra yine batan bir gemiden kurtulan genç bir kadın çıkmış aynı ıssız
adaya...
Genç kadınla delikanlı, ister istemez karşılaşmışlar. Kadın hemen anlamış,
delikanlının cinsellik konusunda hiçbir fikri, hiçbir deneyimi, hiçbir bilgisi
olmadığını ve ona cinsel ilişkinin ne olduğunu, tatbiki olarak göstermeye
başlamış:
- Bak işte dudak dudağa öpüşme böyle olurr... Bu da bunun içine girip çıkar...
Bu da işte değişik bir pozisyon... Gel hadi bir daha deneyelim...
Bir süre sonra kadının yanına çömelen delikanlı başlamış ağlamaya. Kadın
şaşırmış:
- Neden ağlıyorsun, demiş; böyle bir ilişşki senin de hoşuna gitmedi mi, zevk
almadın mı, mutlu olmadın mı?
Issız adada tek başına büyümüş olan oğlan:
- Gitti gitmesine ama, demiş, bak sonundaa benim tek bıçağım kırılıp yumuşadı.
Oysa ben onunla kıyılardaki kumlu toprakları kazıyor, oralara gömülü kalmış
midyeleri çıkararak karnımı doyuruyordum.
Main page/Ana sayfa,
AIDS,
hepatitis, substance abuse/AIDS; hepatit, madde bağımlılığı,
GöztepeLIST,
Quatrains from Omar Hayyam/Ömer
Hayyam'dan seçtiklerim,
Poems from Ataol
Behramoğlu /Ataol Behramoğlu'ndan seçtiklerim,
Epigrams/Özlü sözler ,
Atatürk'ten yöneticilere öğütler ,
Jokes/Fıkralar,
Classical
music/Klasik müzik,
Curriculum
vitae/yaşam hikayem,
Personal
interests/Kişisel ilgi alanlarim,
Links/Linkler,
Ege Üniversitesi İnfeksiyon
Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD,
Links/Linkler,
Best tourist guides in Ephesus
En
son 14 Mayıs 2006'da yenilenmiştir.
ÖNERİLERİNİZ
VE YORUMLARINIZ İÇİN E-MAIL ADRESİM sipahio@goztepelist.org
.